“Sevgi” yaşam biçimimiz olmalı
Orhan Balcı
Yarın “Sevgililer Günü” gelin bugüne dair değerlendirmemizi yapalım,
şiddetin, öfkenin yerine içimizden sevgiyi aşkı öne çıkartalım.
Yaşamımız içerisinde bir çok konu bir çok sorun ve bir çok güzellikle karşı karşıya kalıyoruz.
Acıyı ve sevinci duygularımızla içimize sindirerek yaşarken, bazen de sevinelim mi? Yoksa üzülelim mi?
Sorularını sorarak ikilemde kaldığımız konularıyla karşı karşıya kalıyoruz.
Etten kemikten yaratılmış, farklı karakterlere sahip ve duygusal bir yapımız olması nedeniyle yaşanan olaylara, karşı karşıya kaldığımız sorunlara farklı bir bakış açısıyla yaklaşıyoruz, tepki veriyoruz ve çözüm önerileri üretiyoruz.
Gerek olaylar olmadan gerekse olaylar olduktan sonra çözüm üretmek için yapılan çalışmalarda, sorumluları sorgulayan, demokrasi kuralları çerçevesinde hesap sorabilen, hangi görüş ve fikirden olursa olsun birbirlerini dinleyebilen bir toplum olmayı başardığımızda çok önemli bir sorunu çözüme kavuşturmuş olacağız.
Toplumumuz kutuplaştırılarak 12 Eylül 1980 öncesinde çok acılar yaşadı.
Kardeşin kardeşe düşman olduğu bir toplum haline gelmiştik.
O süreç sonrasında askeri darbenin komutanlarının oluşturduğu yasaklarla dolu siyasi iklimin getirdiği olumsuzlukların izlerinin hala silinmemiş olmasının sıkıntılarını ne yazık ki yaşıyoruz.
Demokratik Laik Sosyal Hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyetimizin kuruluşunun ilk yüzyılını geride bırakıp ikinci yüzyıla evrildiğimiz günümüzde,
başta ekonomi olmak üzere diğer bir çok sebepler nedeniyle, ne yazık ki toplumumuzun içinde sinirlerine hakim olamayan şiddeti benimseyen, birbirini dinlemeyen, her konuda kendisinin haklı olduğunu düşünen, en ufacık bir tartışmayı kavgaya dönüştüren kişilerle yaşamaya devam ediyoruz.
Kadına şiddetin tavan yaptığı, silahla insanların canına kıyıldığı olayları her gün medyadan öğreniyoruz ve böylesi bir süreci izlerken de üzülüyoruz ve nereye sürükleniyoruz? Sorusunun sorarak endişemizi dile getiriyoruz.
Bu değerlendirmem sonrasında,
2014 yılından itibaren Umut Vakfı tarafından yayınlanan Türkiye Silahlı Şiddet Haritası raporu ne yazık ki kötü grafikle devam ediyor.
Şiddet haritası iyileşeceğine kötü gidiyor.
Bu 14 Şubat’a baktığımızda ise,
Bir günlük romantizm yeter mi?
Sorusuna yanıt aradığımızda,
Aslına bakarsanız, sevginin bir güne sığdırılmaya çalışılması biraz ironik.
Bir yılı paylaştığınız insanın gönlünü sadece bir akşam yemeğiyle ya da pahalı bir hediyeyle fethetmeye çalışmak, koca bir romanı sadece kapağına bakarak yorumlamaya benziyor.
Gerçek aşk; sabahın köründe içilen o ilk kahvede, hastayken uzatılan bir bardak suda ya da en hararetli tartışmanın sonunda kurulan o "haklısın" cümlesinde gizli.
Maalesef günümüzde Sevgililer Günü, sevginin kendisinden çok beklentilerin günü haline geldi.
"Ne alacak?",
"Nereye götürecek?",
"Paylaştığım fotoğraf kaç beğeni alacak?"
Soruları ortadayken,
Sevgi kutsaldır ve bir performans sergilemek değil; bir hayatı, tüm kusurlarıyla paylaşma cesaretidir.
Sevgiliniz olsun ya da olmasın, bu 14 Şubat’ı kendinizi ve hayatınızdaki güzellikleri sevmek için bir vesile kılın.
Unutmayın ki, başkasını sevmenin yolu, önce kendi kalbinizle barışmaktan geçer.
Sevgi sadece takvimlerde değil, her nefeste hissedilmelidir.
Değerli okurlar,
İnsanız duygu yüklüyüz,
İçimizde öfke duygusu da var, sevgi duygusu da var.
Her konuda her olayda her bakış açımızda şiddeti oluşturacak öfke duygusunu öne çıkarmadan sevgi duygusunu öne çıkartalım ve yaşamımıza bu bakış açısıyla devam edelim.
Göreceksiniz “İyilik, Mutluluk, Sevgi, Aşk” kazanacak…

