Metal sektöründeki grev kararı
Orhan Balcı
2026 yılının ilk ayının yarısını tamamlayıp sonuna doğru evriliyoruz.
Zaman adeta avcumuzdaki sabun köpüğü gibi elimizden kayıp gidiyor.
Böylesi bir süreçte kentimizde yaklaşık 45 bin, ülkemiz genelinde yaklaşık 160 bin metal işçisini ilgilendiren toplu iş sözleşmesi görüşmeleri anlaşmazlıkla sonuçlandı.
Sendikaların masadan kalkmasıyla uyuşmazlık tutanağını tutulmuştu. Başta Türk-İş’e bağlı olan Türk Metal Sendikası olmak üzere Birleşik Metal-İş ve Özçelik-İş Sendikaları başkanlar kurulu “Grev” kararı aldı.
Bu karar neler getirecek? Neler götürecek?
Yaklaşık 160 bin işçiyi ve dev otomotiv, beyaz eşya, demir-çelik fabrikalarını kapsayan bu süreçte "grev" kararının alınması, sadece ekonomik değil, sosyal bir hareketliliğin de beraberinde getiriyor.
Türkiye’nin sanayi lokomotifi olan metal sektöründe, Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası ile işçi sendikaları Türk Metal, Birleşik Metal-İş ve Özçelik-İş arasındaki Grup Toplu İş Sözleşmesi görüşmelerinin tıkanması, endüstriyel ilişkilerde kritik bir eşiği temsil ediyor.
Görüşmelerin tıkanmasındaki en temel neden, sendikaların talep ettiği ücret artış oranları ile MESS’in sunduğu teklif arasındaki derin bir uçurumun olması.
Ülkemizin içinde bulunduğu yüksek enflasyon ortamında, işçi tarafı satın alma gücündeki kaybı telafi edecek "refah payı" içeren bir artış beklerken; işveren tarafı küresel rekabet gücü ve maliyet artışlarını gerekçe göstererek daha temkinli bir teklifle masaya geldi.
Aldığımız ücretle "Geçinemiyoruz" sloganı etrafında birleşen sendikalar, sadece yüzdelik artış değil, aynı zamanda kıdem zammı ve sosyal haklarda iyileştirme talep ediyor.
İşveren sendikası MESS, sanayi üretimindeki yavaşlama ve ihracat pazarlarındaki daralmayı vurgulayarak sürdürülebilir bir maliyet yapısı içinde düşük bir ücret öneriyor.
Metal sektöründe örgütlü olan Türk İş’e bağlı Türk Metal, DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş ve Hak-İş’e bağlı Özçelik-İş sendikalarının farklı ideolojik arka planlara sahip olmalarına rağmen "grev kararı" noktasında ortaklaşması, tabandaki huzursuzluğun boyutunu gösteriyor.
Arabulucu sürecinden sonuç alınamaması üzerine anayasal bir hak olan grev kararının ilan edilmesi, işçi sınıfının pazarlık gücünü en üst seviyeye çıkarma strateji olarak öne çıkıyor.
Metal sektörü, Türkiye’nin ihracat şampiyonlarını Ford, Tofaş, Renault, Arçelik gibi büyük sanayi kuruluşlarını bünyesinde barındırıyor.
Bu fabrikalarda üretimin durması;
Tedarik zinciri içinde yer alan yan sanayi üretiminin durmasına,
İhracatın en önemli zinciri olduğundan döviz girdisinin azalmasına ve teslimat sürelerinin aksamasına,
Piyasaların ve dış yatırımcının güvenini etkileyip sanayi üretim endeksinde doğrudan düşüşe yol açmasına,
Etken olacak.
MESS ile sendikalar arasında gelinen son noktada, ülkemizde emeğin payının daralması ve hayat pahalılığına karşı verilen mücadelenin bir özeti gibi de değerlendiriliyor.
Grev kararı bir son değil, tarafların orta noktada buluşması için en güçlü uyarı noktasıdır. Sanayi barışı hem ilimiz hem de ülkemiz için önemlidir.
Bu barışın devam etmesi, işçinin emeğinin karşılığını aldığı, işverenin de üretimi sürdürebildiği adil bir sözleşmeden geçmektedir.
Umarım böyle bir sözleşme imzalanır…
Bu arada hükümetin "milli güvenliği veya genel sağlığı bozucu" nitelikte gördüğü grevleri erteleme yetkisi olduğunu da unutmayalım.

