Yeniden başlamanın sessiz çığlığı
Neslihan Birkan
Hayat dediğimiz yol, düz bir çizgi değildir; kıvrımları, uçurumları, karanlık tünelleri ve ansızın açılan vadileri vardır. İnsan çoğu zaman bu yolun düz gitmesini ister. Her şey kontrol altında olsun, düzen bozulmasın, güvenli bir rota bizi geleceğe taşısın diye bekleriz. Ama hayat, bizim planlarımıza kulak asmaz. Bir gün ansızın, sevdiğimiz birini kaybederiz. Bir iş biter, dostluklar dağılır, aşklar tükenir. Yüreğimizde koca bir boşluk kalır. İşte o boşluk anlarında hayat bizden tek bir şey ister: Yeniden başlamamızı. Çünkü yeniden başlamak, aslında var olmanın ta kendisidir.
İnsan, en büyük direncini en büyük yıkımlarından sonra gösterir. Her acının içinde saklı bir tohum vardır. O tohum bazen öyle derinlere gömülür ki, yıllarca fark etmeyiz. Ama bir gün gelir, en beklenmedik anda yeşerir. Bize şunu hatırlatır: Sen hâlâ buradasın, hâlâ nefes alıyorsun, hâlâ bir şeyleri değiştirebilirsin. Yeniden başlamak, işte o tohumu büyütmek demektir. Çünkü insan, yalnızca geçmişin gölgesinde yaşadığında tükenir. Gözünü ufka çevirdiğinde, kalbine yeniden can gelir.
Toplum bize çoğu zaman “sabret, dayan, katlan” der. Ama kimse “yeniden başla, kendine şans ver” demez. Çünkü yeniden başlamak, toplumun gözünde riskli bir adımdır. İnsanların alışkanlıklarına ters düşer. Oysa en büyük devrim, bireyin kalbinde gerçekleşendir. Yeniden başlamak, bir başkaldırıdır aslında. Kendi zincirlerini kırmak, kendi korkularını aşmak, kendi karanlığını aydınlatmaktır. Bu yüzden yeniden başlamak, sadece bireysel değil, kolektif bir anlam da taşır. Bir insan yeniden başladığında, çevresine de ilham verir. Onun direnci, başkasının umudu olur.
Yeniden başlamak, aslında ölümle yaşam arasındaki ince çizgide yürümektir. Çünkü bir şeyleri geride bırakmak, bir tür ölümü kabul etmektir. Eski benliğini gömmek, eski alışkanlıklarını terk etmek, eski hayallerini vedalaşmak… Bu kolay değildir. İnsan, kendi ölümlerini defalarca yaşar. Ama işin güzelliği şuradadır: Her ölümden sonra yeni bir doğuş vardır. Eski benliğin küllerinden daha güçlü, daha bilge, daha kararlı bir ben doğar. Tıpkı anka kuşu gibi, insan da kendi küllerinden yükselir.
Yeniden başlamak, bir sabır meselesi olduğu kadar, bir cesaret meselesidir de. Sabır olmadan, insan yaralarını iyileştiremez. Cesaret olmadan, yeni adımlar atamaz. İkisinin birleşimi, hayatı yeniden kurmanın anahtarıdır. Bazen sabırsızlıkla hızlıca toparlanmak isteriz, ama bu kez de kırıklarımızı tam onaramayız. Bazen de aşırı temkinle bekleriz, ama o zaman da hayat elimizden akar gider. İşte bu dengeyi bulmak, yeniden başlamanın en zor ama en değerli yönüdür.
Doğanın bize sunduğu en büyük ders, döngülerin kaçınılmazlığıdır. Güneş her akşam batar, ama ertesi gün yeniden doğar. Nehirler kurur, yağmurlarla yeniden dolar. Kış ne kadar sert olursa olsun, bahar mutlaka gelir. İnsan da bu döngünün bir parçasıdır. Biz de düşer, kalkar, kaybeder, bulur, tükenir, yeniden başlarız. Hayatın ritmi budur. O yüzden yeniden başlamaktan korkmak, aslında yaşamın kendisinden korkmaktır.
Yeniden başlamak, çoğu zaman yalnızlıkla gelir. İnsan, kalabalıkların arasında bile yalnız kalabilir. Çünkü kendi iç sesini yalnız duyabilir. O ses çoğu zaman korkutucu gelir. “Ya başaramazsam? Ya tekrar kaybedersem?” diye fısıldar. Ama işte o sesin ardında başka bir ses daha vardır: “Ya kazanırsan? Ya her şey sandığından daha güzel olursa?” İşte yeniden başlamanın sırrı, ikinci sesi dinleyebilmektir. Korkulara değil, umutlara kulak vermektir.
Ve unutmamak gerekir ki, yeniden başlamak sadece büyük kırılmalarda gerekmez. Hayatın küçük anlarında bile yeniden başlamak mümkündür. Sabah uyandığında güne yeni bir gözle bakmak, dün yaptığın hatayı bugün tekrarlamamak, daha çok sevmek, daha az kırmak, daha çok gülmek… Bunların hepsi yeniden başlamaktır. Yani yeniden başlamak, sadece büyük bir devrim değil; küçük adımların toplamıdır.
Belki de yeniden başlamanın en derin boyutu, affetmektir. Başkalarını affetmek, geçmişin yükünü hafifletir. Ama asıl önemlisi, insanın kendini affetmesidir. Çünkü çoğu zaman en ağır yargıyı kendimize yöneltiriz. Hatalarımızı büyütür, başarısızlıklarımızı sırtımızda taşır, kendimizi affetmeyiz. Oysa yeniden başlamak, kendine şunu söylemektir: “Evet, hata yaptım. Evet, düştüm. Ama hâlâ buradayım, hâlâ devam edebilirim.” Kendini affeden insan, yeniden başlamanın kapısını sonuna kadar aralar.
Ve günün sonunda, yeniden başlamak insana şunu öğretir: Hayat bir yarış değil, bir yolculuktur. Herkesin kendi temposu, kendi durağı, kendi iniş çıkışı vardır. Bir başkasının yoluna bakarak kendi yolunu küçümsemek anlamsızdır. Yeniden başlamak, kendi yoluna sahip çıkmaktır. Kendi yolunun kıymetini bilmektir. Çünkü herkesin başlangıcı ve bitişi farklıdır. Ve en güzel başlangıç, insanın kendi kalbine sadık kaldığı andır.
Son bir şey, Yeniden başlamak, aslında asla bitmeyen bir süreçtir. Bir kere yeniden başladığında, hayat sana sürekli yeni başlangıçlar sunar. Her son, yeni bir başlangıcın eşiğidir. Ve insan bu döngüyü fark ettiğinde, artık hiçbir şeyden korkmaz. Çünkü bilir ki, hiçbir kayıp mutlak değildir. Hiçbir karanlık sonsuz değildir. Her zaman yeni bir sabah, yeni bir yol, yeni bir umut vardır.

