Özünde iyi olmanın sessiz ihtişamı
Neslihan Birkan
İyilik… Duyulduğunda kalpte yankı uyandıran, fakat yaşandığında tüm varlığı sarsan bir kelime. İnsan olmanın en zor, en sade, en kutsal biçimi. “Özünde iyi” dediğimiz birini gördüğümüzde, fark etmeden içimize bir huzur çöker; çünkü o kişi, çıkar gözetmeden, alkış beklemeden, kendini parlatmaya çalışmadan var eder iyiliğini. Onun ışığı gösterişli değildir ama gerçektir; gürültü çıkarmaz ama derinlere işler. Bu insanlar, dünyanın sessiz kahramanlarıdır — reklam panolarında değil, kalplerin gizli sayfalarında yer alırlar.
Özünde iyi insan, yanlış yapmaz demek değildir. Aksine, o da hata yapar; fakat hatasından kaçmaz, yüzleşir, ders çıkarır. Çünkü özündeki iyilik, mükemmellikten değil, samimiyetten beslenir. Bazen öfkesine yenilir, bazen kırılır, bazen susar ama asla kötülüğün diline teslim olmaz. İyi insan, yalanın kısa zaferine değil, gerçeğin uzun yürüyüşüne inanır. O yüzden sessizdir; çünkü bilir ki, hakikatin sesi çoğu zaman fısıltıdır. Ve fısıltılar, bağıran kalabalıklardan daha etkili olabilir.
Günümüz dünyasında “özünde iyi” olmak, neredeyse devrimci bir duruş haline geldi. İnsanlar artık “iyi görünmeye” çabalıyor ama “iyi olmaya” üşeniyor. Maskelerin, filtrelerin, sahte tebessümlerin arasında özünden gelen ışığı korumak kolay değil. Ama işte, özünde iyi insan tam burada belli olur: herkes çıkar peşindeyken o vicdanının peşindedir; herkes “nasıl görünürüm” derken o “nasıl olurum” diye düşünür. Çünkü onun ölçüsü başkalarının gözleri değil, kendi yüreğinin terazisidir.
İyilik, çoğu zaman sessiz bir eylemdir. Birine gizlice yardım etmek, affetmeyi seçmek, sabırlı olmak, bir canlının susuz kalmaması için durup bir kap su bırakmak… Kimse görmez belki ama bu eylemler, dünyayı ayakta tutan görünmez direkler gibidir. Özünde iyi insanlar, bu direkleri taşır omuzlarında. Onlar gösterişsizdir, çoğu zaman yanlış anlaşılırlar, hatta saf sanılırlar. Ama içlerinde öyle bir kudret vardır ki, o kudret zalimin öfkesini bile yumuşatabilir.
Özünde iyi insan, yalnızca başkalarına değil, kendine de şefkat gösterir. Çünkü bilir ki, kendine kötü davranan biri, dünyaya da kötü davranır. O yüzden affeder, ama unutmaz; sever, ama körü körüne bağlanmaz; verir, ama kendini kaybetmez. Bu denge, onun yaşam pusulasıdır. Dışarıdan sessiz görünür ama içinde büyük bir savaş vardır: nefsine, öfkesine, hırsına karşı bir savaş. Ve her sabah, bu savaşı yeniden kazanmaya çalışır.
Toplumun karmaşasında, iyiliğini korumak bazen cesaret ister. Çünkü iyiler genelde kaybediyor gibi görünür. Ama uzun vadede tarih her zaman iyilerin tarafındadır. İyilik, zamanla tozlanmaz; aksine, yıllar geçtikçe parlayan bir cevhere dönüşür. Kötülük hızlı kazanır ama çabuk tükenir; iyilik yavaş işler ama kök salar. O yüzden özünde iyi insan, kısa vadeli kazançlara değil, uzun vadeli barışa yatırım yapar. Onun zaferi sessizdir, ama kalıcıdır.
İyi insan olmanın bir diğer yönü de empati gücüdür. Özünde iyi olan, başkasının acısını kendi teninde hisseder. Birinin gözündeki yorgunluğu fark eder, kelimesiz bir destek sunar. O, sözcüklerin değil, duyguların dilini konuşur. Ve en önemlisi: birinin kötü bir gününde, sadece “buradayım” diyebilmenin değerini bilir. Çünkü bazen iyilik, büyük jestlerde değil, küçük bir varlıkta gizlidir.
Belki de “özünde iyi insan” olmanın sırrı, hiçbir şeyin karşılığını beklememekte yatar. O, iyiliği bir alışveriş olarak görmez; bu onun yaşam tarzıdır, nefes alışıdır, var oluş biçimidir. Bir çocuğun yüzündeki gülümsemede, yaşlı birinin duasında, bir hayvanın minnetli bakışında kendi huzurunu bulur. Ve bu huzur, hiçbir para, statü ya da başarıyla ölçülemez.
İyilik, bazen en büyük sessizliktir. Çünkü özünde iyi insan, “ben iyiyim” deme ihtiyacı duymaz. O sadece olur. Karanlıkta bir ışık, fırtınada bir sığınak, yorgun kalplere bir nefes olur. Ve bu dünyada, böylesi bir insan olabilmek, belki de en büyük devrimdir. Çünkü kötülük çığlık atar ama iyilik hep fısıldar. Ve sonunda, dünya o fısıltılarla iyileşir.
Kısacası, özünde iyi insan; gösterişsiz bir bilgeliktir. Dünyanın karmaşasında bile vicdanını pusula yapandır. Başkalarının menfaatine göre değil, kendi yüreğinin doğrularına göre yaşar. Kırılır, ama kırmaz. Düşer, ama kalkar. Yorulur, ama umudunu kaybetmez. Çünkü o bilir ki, insanın özü iyi kalabildiği sürece, dünya tamamen karanlığa teslim olamaz.
İyiliğin gücü, bir kelebek etkisidir: bir kalpte başlar, binlerce kalpte yankılanır. İşte bu yüzden özünde iyi insan, belki fark edilmez ama daima fark yaratır. Ve belki de insan olmanın en asil hali budur: fark edilmeden dünyayı güzelleştirmek.

