Kaç yaşında olgunlaşırız?
Neslihan Birkan
İnsanoğlunun varoluş hikayesi boyunca sorup durduğu en temel sorulardan biri aslında olgunluk meselesidir. Olgunlaşmak nedir nasıl olur hangi şartlarda gerçekleşir ve en önemlisi hangi yaşta tamamlanır? Kimi genç yaşında hayatın darbeleriyle çabucak ayakta durmayı öğrenir kimiyse saçları ağarana kadar hala bir çocuk edasıyla yaşamaya devam eder. Bu sorunun kesin bir cevabı olmadığını bilmek bizi belki de olgunluğun ilk eşiğine getirir. Olgunluk yaşla ölçülen bir şey değil tecrübeyle idrakle kayıplarla ve yüzleşmelerle yoğurulan bir süreçtir. Ama yine de zihnimiz bu soyut hakikati daha somut bir sayıyı bir döneme bağlamak ister. İnsan doğası netlik arar. Fakat hayat çoğu zaman bu netliği kıskanır ve bize sadece muğlak sınırlar sunar.
Çocukluk masumiyetin gençlik coşkunun ve denemenin evresidir. Fakat olgunluk çoğunlukla bu iki aşamanın ardından gelen bir ‘’hesaplaşma’’ süreci olarak belirir. Çocukken koşarız düşeriz kalkarız gençken severiz yanılırız hırsla hareket ederiz. Sonra bir gün hayatın duvarına tosladığımızda sorular artmaya başlar ‘’ben kimim? Ne istiyorum? Neden yapıyorum?’’ işte bu sorulara verilen dürüst cevaplar olgunlaşmanın başlangıcını müjdeler. Yani olgunluk takvimdeki yaşın değil insanın içsel takviminin bir sonucu gibidir. Yirmisinde de yaşanabilir kırkında da hatta yetmişinde bile gecikmiş olabilir. Çünkü insan kendini kandırmayı bıraktığı gün olgunlaşmaya başlar.
Olgunluğun en önemli işareti artık her şeyin merkezinde sadece ‘’ben’’in olmamasıdır. Çocuk ve gençlik döneminde dünyayı kendimiz üzerinden ölçeriz. Canımız yanarsa adaletsiz buluruz heveslerimiz karşılanmazsa haksızlığa uğramış hissederiz. Fakat olgunlaşmak dünyanın bizim eksenimizde dönmediğini anlamakla gelir. Herkesin bir hikayesi bir acısı bir savaşı vardır. İnsan bunu kavradığında başkalarının varlığına karşı daha anlayışlı olur. İşte bu farkındalık sabrın empatinin kapısını aralar. Ve belki de asıl olgunluk başkalarını anlamaya gönüllü olmakla ölçülür.
Peki kaç yaşında olgunlaşırız? Belki de olgunlaşma bir yaş değil bir eşik meselesidir. Kimimiz için ilk büyük kayıp kimimiz için ilk başarısızlık kimimiz içinse ilk derin aşk ve ardından gelen hayal kırıklığıdır. O eşikte hayat bize ayna tutar ve ‘’artık büyümelisin’’ der. İnsan ya bu çağrıyı duyar ya da duymamazlıktan gelir. Duymayan yıllarca aynı döngülerde dönüp durur. Duyan ise artık dünyanın yalnızca tüketilecek bir oyun alanı değil üzerine sorumluluk alınması gereken bir sahne olduğunu fark eder.
Olgunluk aynı zamanda dengeyi bilmek demektir. Ne sadece akılla ne sadece kalple yaşanır. İkisinin de yeri ve zamanı olduğunu idrak etmek karar verirken aceleci davranmamak öfkenin ateşinde sözler savurmamak sevinçlerin içinde ölçüyü kaçırmamak. Bu dengeyi kurabilmek aslında insanın kendi içinde ‘’büyümesi’’dir. İşte o büyüme biyolojik yaşla değil ruhsal idrakle ilgilidir. Kaç yaşında olursak olalım eğer bu dengeyi kuramıyorsak olgunluğumuz eksik kalır.
Toplumsal ölçülerde de bu soruya farklı yanıtlar verir. Kimi toplumda olgunluk aile kurmakla ölçülür kiminde iş hayatında belli bir noktaya gelmekle kiminde ise geleneklere bağlı kalmakla. Oysa gerçek olgunluk dışsal kalıplara sığdırılamayacak kadar bireysel ve derindir. Yirmili yaşlarında evlenen biri anne ya da baba olabilir ama bu her zaman olgunlaştığı anlamına gelmez. Tam tersine kırklı yaşlarına kadar kendi yolunu arayan biri çok daha erken olgunluk kıvılcımlarını yakalayabilir. Çünkü olgunluk dışarıdan görünen rollerle değil içeride yaşanan dönüşümle ölçülür.
Olgunlaşmak aynı zamanda kabullenmeyi bilmek demektir. Kabulleniş pes etmek demek değil gerçeğin ağırlığını taşımayı öğrenmektir. İnsan kayıplarıyla barışmayı başarısızlıklarıyla yüzleşmeyi imkansızlıklarıyla yan yana yaşamayı öğrendiğinde bir başka insan olur. ‘’benim kontrolümde olmayan şeyler var’’ diyebilmek aslında büyük bir içsel zaferdir. Bu farkındalıklarda birlikte insan öfkesini törpüler beklentilerini azaltır hayatın sürprizlerini daha dingin karşılar.
Ama olgunluğun bir yanı da hiç bitmeyen bir yolculuktur. İnsan hiçbir zaman tamamen olgunlaşmaz çünkü hayat her gün yeni sınavlarla karşımıza çıkar. Bir gün sabırlı olduğumuz bir yerde ertesi gün aceleci davranabiliriz. Bir konuda anlayış gösterirken başka bir konuda sertleşebiliriz. Bu inişler çıkışlar insanın doğasında vardır. O yüzden olgunluk bir hedef değil bir süreçtir. Olgunlaşma her yaşta yeniden ve yeniden başlar.
Belki de soruyu şöyle sormalıyız olgunluk yaşla mı gelir yoksa yaşanmışlıkla mı? Cevap çok nettir bir insan ne kadar çok deneyim yaşarsa olgunluğa o kadar yaklaşır. Fakat deneyim tek başına yetmek çünkü herkes yaşar ama herkes ders çıkaramaz. Asıl olgunluk yaşanmışlıkların özünü damıtıp kendine ve başkalarına yansıtabilmektedir. İşte o zaman insanın yaşı kaç olursa olsun olgunlaşmış sayılır.
Sonuç olarak olgunluk belli bir yaşın hediyesi değildir. 18’de başlayan da vardır 50’de hala öğrenemeyen de olgunluk insanın kendini kandırmayı bırakması sorumluluk alması başkalarının acısını görebilmesi ve hayatın dengesini kabullenmesiyle gelir. Yani olgunluk ne nüfus cüzdanında yazan tarihtir ne de toplumun bize dayattığı roller. Olgunluk insanın kendi iç yolculuğunun sessiz bir meyvesidir. Ve bu meyve herkesin kendi mevsiminde olgunlaşır.

