BIST12.668,52%1.70
USD43.2797%0,13
EURO50,1988 %-0.1
ALTIN6.358,87 %-0.5

İnsan olmanın kırılganlığı ve direnci

Neslihan Birkan

Abone OlGoogle News
26 Eylül 2025 14:42

Hayatın ritmi kimi zaman tatlı bir melodi gibi kulaklarımıza fısıldar kimi zaman da kulaklarımızı sağır eden bir gürültüye dönüşür. Bir yanımız gülerken diğer yanımız ağlar bir elimizle hayata sarılırken diğer elimizle ondan koparız. İşte bu gelgitlerin tam ortasında bize dayatılan bir cümle vardır ‘’her şeye dayanmalısın’’ peki gerçekten öyle mi? İnsan her darbeye göğüs germek her kırıklığı sineye çekmek zorunda mıdır? Yoksa asıl cesaret ‘’ben artık dayanmak istemiyorum’’ diyebilmekte midir? 

Dayanmak insanoğlunun varoluşundan beri öğretilmiş bir savunma mekanizmasıdır. İlkel çağlarda hayatta kalmak için dayanmak gerekirdi. Açlığa soğuğa zorluklara. Ama modern çağda ‘’dayanmak’’ kavramı başka bir boyut kazandı. Artık fiziki tehlikelerden çok duygusal ve zihinsel yüklerle boğuşuyoruz. Ve işin kötüsü toplum bizden yine aynı şeyi bekliyor katlan sus devam et. Güya bu olgunluğun ve güçlü olmanın işaretiymiş gibi sunuluyor. Oysa bu kör tahammül bizi yaşatan bir şey değil aksine içten içe çürüten bir zehir. 

Çoğu zaman ‘’dayanmak’’ adı altında bize yüklenen aslında bir suskunluk kültürü. İnsanların haykırması gereken yerde sessiz kalmaları isyan etmesi gereken yerde susmaları kendilerini savunmaları gereken yerde boyun eğmeleri. Ve biz buna yanlış gurur payesi biçiyoruz. Bir kadın yıllarca sevgisiz bir evlilikte kalıyor adı ‘’sabır’’ oluyor. Bir işçi emeğinin sömürülmesine göz yumuyor adı ‘’tahammül’’ oluyor. Bir genç kendi hayallerini yok sanıp ailesinin isteklerine boyun eğiyor adı ‘’saygı’ oluyor ama kimse sormuyor bu gerçekten sabır mı yoksa kendini inkar mı? 

Her şeye dayanmak gerektiği fikri aslında bizden insanlığımızı törpülememizi istiyor oysa biz kırılmak içinde yaratıldık. Gözyaşlarımız boşuna değil ağlamak ruhun fazla yükü atma şekli. Yorulmak boşuna değil bedenin ‘’biraz dinlen’’ çağrısı. Pes etmek boşuna değil hayatın bize yeni yollar açma biçimi. Eğer bunların hepsini inkar edersek bir süre sonra makineleşiriz. Ve insanın en büyük trajedisi de budur ruhunu kaybedip hala ayakta kalmaya çalışması. 

Dayanmak mı yoksa bırakmak mı? Sorusu aslında yaşam felsefemizin temelini belirler. Çünkü her şeye dayanmayı seçen bir insan bir noktadan sonra kendi varlığını yok sayar. Oysa bırakabilmek durabilmek çekilebilmek de hayatın bir parçasıdır. Bazen bir kapıyı kapatmak bize açılacak on yeni kapının müjdesidir. Ama biz genellikle ‘’ya yalnız kalırsam ya başarısız olursam’’ korkusuyla dayanmayı seçeriz. İşte bu korkular zinciri bizi hayatın özünden koparır. 

Toplumun öğrettiği yanlışlardan biri de şudur: güçlü insan her şeye dayanır. Hayır güçlü insan her şeye dayanmaz güçlü insan neye dayanacağını neyi bırakacağını bilen insandır. Çünkü güç kör bir direnç değildir. Güç bilgelikle yoğrulmuş bir seçimdir. Bir ağaç düşünelim kökleri sağlamdır fırtınaya direnir. Ama aynı ağaç fırtınanın şiddetinde eğilip bükülmezse kırılır. Yani bazen esnemek vazgeçmek eğilmek de direnişin bir parçasıdır. 

Bir de şu gerçeği kabul etmeliyiz. Her şeye dayanmak bizi erdemli kılmaz. Çoğu zaman bu başkalarının işine gelir. Çünkü dayanıklılığımız başkalarının yükünü omuzlamamız demektir. Biz sustukça onlar daha çok konuşur. Biz katlandıkça onlar daha çok baskı kurar. Biz sınır çizmedikçe onlar sınır tanımaz. Bu döngü bize ‘’erdem’’ gibi pazarlanır ama aslında sömürünün ta kendisidir. 

İşte tam burada insanın kendine sorması gereken soru şudur: be neden dayanıyorum? Sevgi için mi umut için mi yoksa sadece korku için mi? Eğer cevabın içinde sadece korku varsa bu dayanıklılık değil esarettir. Ama içinde sevgi umut bir gelecek hayali varsa işte o zaman dayanmak bir anlam kazanır. Demek ki mesele her şeye dayanmak değil neye dayanacağını bilmekte. 

Bir başka çarpıcı gerçekte şudur dayanmak bir noktadan sonra alışkanlığa dönüşür. İnsan acıya da alışır suskunluğa da. Ve bu alışkanlık en tehlikeli hapishanedir. Çünkü zincirlerini fark etmezsin. Yıllar geçer bir gün aynaya bakarsın be kendini tanıyamazsın. O an fark edersin ki aslında dayanmak uğruna hayatını tüketmişsin. İşte bu yüzen insanın en büyük sınavı bazen sabır değil cesurca bırakabilmektir. 

Belki de şu soruyu sormalıyız gerçekten yaşamak ne demek? Her şeye dayanmak mı yoksa sınırlarını bilip özgürleşmek mi? Belki de hayatın özü bu iki nokta arasındaki dengeyi bulmakta. Evet bazı şeylere dayanmak zorundayız hastalıklara kayıplara hayatın kaçınılmaz acılarına. Ama asla her şeye değil. Çünkü her şeye dayanmak yaşamı körleştirir. Oysa insan kör değil gören hisseden düşünen bir varlık olmalı. 

Sonuç olarak hayır biz her şeye dayanmak zorunda değiliz. Hayatın yükü herkesin taşıyamayacağı kadar ağırdır ve bu normaldir. Dayanmak bir seçimdir zorunluluk değil. Ve bazen en büyük güç bırakabilmekte saklıdır. Çünkü bırakmak pes etmek değildir bırakmak yeni bir hayata yer açmaktır. Dayanmanın da bırakmanın da zamanı vardır. Ve bu asıl bilgelik bu ikisinin dengesini kurabilmekte. 

Unutma hiç kimse her şeye dayanmak zorunda değil. Çünkü insan yük eğil hayatın ta kendisidir. Ve hayat kendini tüketmek için değil kendini var etmek için yaşanır. 

Yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.600 karakter kaldı
×

Bu sayfalarda yer alan yorumlar kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde mavikocaeli.com.tr’nin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır.
Yazılanlardan mavikocaeli.com.tr sorumlu tutulamaz.

0 Yorumlar

    Neslihan Birkan

    mavikocaeli.com.tr köşe yazarı

    Tüm Yazıları