“Gitmek, aslında kalmanın en sessiz halidir”
Neslihan Birkan
İnsan, bir insandan gerçekten ne zaman ayrılır biliyor musun? Ayağını kapıdan dışarı attığında değil. Numaranı sildiğinde, sosyal medyada engellediğinde de değil. Gerçek ayrılık, kalbin artık onu düşünmek istemediğinde başlar. Bir sabah uyanırsın, kahveni koyarsın, o yoktur aklında. Ne sesi, ne gülüşü, ne de bir zamanlar içini titreten o bakışı… O an anlarsın: Gitmişsin. Gidene değil, gidişine bile alışmışsın. Çünkü insan, birini gerçekten bıraktığında, onu affetmiş bile değildir artık; sadece unutur. Ne küsü vardır ne de sitemi. Boşluk bile artık onu çağırmaz.
Gerçek ayrılık sessizdir. Bağırmaz, ağlamaz, açıklama yapmaz. Ne bir “neden?” arar, ne de “keşke” der. Çünkü o aşamada kalp, yanmayı kabullenmiş, külleriyle barışmıştır. Artık “iyi misin?” diye sormak istemezsin, çünkü cevabı bilirsin: iyi olsa da kötü olsa da fark etmez. İlgini kaybettiğin anda, aslında varlığını da yitirmiş olur o kişi senin için. Ve bu, dünyadaki en soğukkanlı veda biçimidir. Çünkü kelimelerle değil, içsel bir kararla olur. Sessizce, kimse fark etmeden biter.
Zamanla anlarsın ki bir insanı bırakmak, sadece ondan değil, onunla birlikte olan halinden de vazgeçmektir. Onunla gülen, onunla düşünen, onunla yaşayan “sen”i de geride bırakırsın. Artık eski sen yoktur, yeni biri doğar. O yeni biri, anılara el sallarken içten içe şunu fısıldar: “Ben, artık o hikâyedeki karakter değilim.” Çünkü birinden ayrılmak, o hikâyeden çıkmak gibidir. Son sayfayı çevirir, kapağı kapatırsın. Hâlâ oradadır kitap, rafta seni bekler belki. Ama senin için bitmiştir o anlatı. Artık başka bir cümlede, başka bir öyküde var olursun.
İnsan, bir insandan o kişiyi idealize etmeyi bıraktığında ayrılır aslında. “O da herkes gibi biri” demeye başladığında. O zamana kadar, her eksikliğini “insanlık hâli” diyerek geçersin; her kırıklığı “sevgiden” sanırsın. Ama bir noktada gerçek gelir, tokat gibi yüzüne çarpar: sen sevdikçe değişmiyor, sen sustukça uzaklaşıyor. O an fark edersin ki sevgi tek başına yetmiyor. Çünkü sevgi, bazen insanın kendini kandırma biçimi oluyor. Gerçek ayrılık da işte o kandırmacayı bitirdiğinde başlıyor.
Birinden kopmak bazen bir anda olur, bazen yıllara yayılır. Bedenin yıllar önce gitmiştir ama ruhun hâlâ oradadır. Eski bir fotoğraf, bir şarkı, bir sokak… Hepsi seni geri çağırır. Ama bir gün gelir, aynı şarkı çalar, senin içinden hiçbir şey kıpırdamaz. İşte o an, nihai kopuştur. Artık ne özlem ne nefret kalır. Sadece “olmuş bitmiş bir şey” olarak bakarsın. Hani eski bir yara izi gibi; var ama acıtmıyor. İşte o noktada insan, gerçekten ayrılmış olur.
Bazen insan birinden değil, bir hayalden ayrılır. O kişiyi değil, onun olabileceğini sandığın kişiyi bırakırsın. Kafanda kurduğun “keşke”leri, “belki”leri, “bir gün değişir” umutlarını… Gerçek yüzü görünce değil, kendi hayaline veda edince biter o bağ. Çünkü çoğu zaman birine değil, o kişideki ihtimale tutunuruz. O ihtimal yok olunca, insanın içinde büyük bir boşluk değil, derin bir rahatlama olur. Ve garip biçimde huzurlu bir yalnızlık gelir yerini alır.
Gerçek ayrılığın ardından insan sessizleşir. Konuşmak istemez, anlatmak da… Çünkü anlatınca bile eksik kalır. Kimse tam anlayamaz neyi kaybettiğini, aslında sen de tam bilmezsin. Bir duygu ölür içerde, ama adı konmaz. Ne aşk der geçersin, ne de kayıp. Sadece “bitti” dersin. Bu kadar sade, bu kadar ağır bir kelimeyle. Ve sonra bir sabah fark etmeden gülümsersin. Çünkü hayat devam ediyordur; üstelik sen artık ardına bakmadan yürüyorsundur.
İnsan birinden ayrıldığında, o kişiye olan sevgisini değil, o sevgiyi taşıyan hâlini de bırakır. O yüzden ayrılıklar insanı büyütür. Çünkü giderken sadece biri değil, bir dönem de biter. Ve her bitiş, bir başlangıçtır. Kimse senden aldığı sevgiyi götüremez, sadece yönünü değiştirir. Artık kendine döner o sevgi. Kendi kalbini onarırsın, kendi hayatına kök salarsın.
Ve sonunda şunu öğrenirsin: Gitmek, aslında kalmanın en sessiz hâlidir. Çünkü bazen kalabilmek için önce gitmek gerekir. Gerçek ayrılık, nefretle değil, kabulle olur. Öfkeyle değil, dinginlikle. İnsan birinden gerçekten ancak barıştığında ayrılır; onunla değil, geçmişle. Ve işte o zaman, ne o insana ne de o acıya borcun kalır.
Gerçek ayrılık budur: Bir gün ansızın fark edersin ki, artık onsuz da tamam’sındır.

