Beklenmeyen vedalar
Neslihan Birkan
Hayatın akışında çoğu zaman sesler yankılanır kahkahalar tartışmalar telaşlar sevinçler hayal kırıklıkları ve bitmeyen bir uğultu. İnsan yaşarken bu uğultunun içinde bir parça gibi hareket eder. Fakat bir gün ansızın gelen bir ölüm bu sesleri kesintiye uğratır. Ne bir haber verir ne de insana hazırlık yapması için zaman tanır. İşte o anda bütün sesler yerini derin bir sessizliğe bırakır. Beklenmeyen ölümlerin sessizliği yalnızca bir kişinin yokluğu değil aynı zamanda hayata dair algımızda oluşan büyük bir boşluktur. Bu boşluk insanın varoluşunu kökten sarsar çünkü insan ölüme hazırlanabilir ama ani kayıplar asla tam anlamıyla hazır olamaz.
Beklenmeyen ölümler zamanın insana oynadığı en ağır oyunlardan biridir. İnsan bir takvim yaprağına bağlı yaşar sabah kalkar işine gider gelecek planları yapar. Fakat ölüm hiçbir plana bağlı değildir. Tam da bu yüzden onun sessizliği bu kadar derin ve yıkıcıdır. Bir anda en sevdiğin insanla kurduğun bağ kopar bir anda yarım kalan cümleler asılı kalır. Telefonun ucunda beklenen bir ses artık gelmez evin kapısından giren ayak sesleri bir daha duyulmaz. Ölüm bu sessizlikle birlikte insana yaşamın ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatır.
Sessizlik aslında ölümün en belirgin işaretidir. Bir odada nefes kesildiğinde kalp durduğunda ve insanın varlığı kaybolduğunda geriye sadece sessizlik kalır. Bu sessizlik dışarıdan bakıldığında sekin gibi görünür fakat insanın ruhunu kemiren bir ağırlık taşır. Beklenmeyen ölümler bu ağırlığı daha da dayanılmaz hale getirir. Çünkü önceden vedalaşma şansı yoktur. Bir hoşça kal diyememiş olmanın vicdan azabı kalır geride. İçten içe keşke son kez görseydim keşke bir söz daha söyleseydim keşke kucaklasaydım diye mırıldanır insan. Sessizlik bu pişmanlıkların yankısıyla daha da keskinleşir.
Toplumların da bu sessizliğe karşı tepkisi aynıdır. Bir cenazede kalabalıklar toplanır dualar edilir ağlayan gözler bir araya gelir. Fakat kalabalık dağıldığında o sessizlik yine kalır. İnsan kendi hayatına dönerken geride kalanlar bu sessizliği evlerinin içinde kalplerinin derinliklerinde taşımaya devam eder. Bu sessizliğin kişisel tarafıdır görünmez duyulmaz ama kalıcıdır. Beklenmeyen ölümler insanın içine yerleşen bir sessizliktir ve hiçbir gürültü o boşluğu tamamen dolduramaz.
Felsefi açıdan bakıldığında beklenmeyen ölümler insanın varoluşunu anlamlandırma çabasını zorlaştırır. Çünkü ölümün kaçınılmaz olduğu bilinir ama zamanın geldiğini düşünerek ölüme bir tür anlam yüklenebilir. Oysa ani bir ölüm her türlü anlam inşasını yerle bir eder. İnsan düzen ve adalet arayışı içindedir yaşlıların ölmesi kabul edilirken gençlerin sağlıklı görünen insanların ansızın ölümü kabul edilemez bir çelişki yaratır. Bu çelişki sessizliği daha da derinleştirir. Sanki evren insana hiçbir şey açıklamadan sadece susmaktadır.
Bu sessizlik aynı zamanda bir öğretmendir. İnsan beklenmeyen ölümlerle birlikte yaşamı daha dikkatle dinlemeye başlar. Her anın değerini her nefesin kıymetini anlamak için bu sessizlikten ders çıkarmak mümkündür. Sessizlik bize fısıldar hiçbir şeyin garantisi yoktur. Hayatı erteleme. Sevdiklerine zaman ayır. Kalbinde tuttuğun sevgiyi dile getir. Yarın olmayabilir. Bu öğretici tarafıyla sessizlik insanı daha bilinçli yaşamaya zorlar. Ancak yine de bu farkındalık kaybın yarattığı boşluğu tamamen dolduramaz.
Ani kayıpların sessizliği bir ailenin sofradaki eksik sandalyesinde kendini gösterir. Arkadaşlarla yapılan buluşmalarda bir kişinin yokluğu herkesin içindeki bir sızı bırakır. Fotoğraf albümlerinde donup kalmış bir gülümseme o sessizliği bir kez daha hatırlatır. Belki de en acısı insanın alışkanlıklarının içinde ölü birinin izlerini aramasıdır. Çalan bir şarkı açılan bir defter kokusu hala duran bir kıyafet. Sessizlik yalnızca bir sesin kaybı değil bütün bu işaretlerin susturulmasıdır.
Bu sessizlik bazen öfkeyle birleşir. İnsan neden sorusuna yanıt arar. Neden şimdi bu kişi neden bu şekilde? Fakat evren bu sorulara sessizlikle yanıt verir. Bu yanıtsızlık acıyı daha da derinleştirir. Çünkü insan kontrol etmediği bir şeye maruz kalmıştır. Beklenmeyen ölümlerin sessizliği işte burada bir kozmosun acımasızlığı gibi görünür ne kadar çabalarsak çabalayalım bizden bağımsız bir kaderin içinde sürükleniriz.
Öte yandan bu sessizliğin bir tür birleştirici yönü de vardır. İnsanlar kayıp karşısında birbirine daha çok sarılır birbirine daha fazla değer vermeye başlar. Sessizlik dayanışma doğurur. Çünkü herkes bilir ki bu sessizlik bir gün kapısını çalabilir. Ölüm kimseye uzak değildir. Bu yüzden beklenmeyen ölümler toplumsal bellekte de bir iz bırakır. Tarih boyunca aniden ölen liderler sanatçılar genç yaşta yitip giden insanlar toplumların hafızasında derin sessizlikler yaratmıştır. Bu sessizlikler bazen sanatla bazen edebiyatla bazen de bir ritüellerle dile getirilir.
Beklenmeyen ölümlerin sessizliği insana hayatın kırılganlığını zamanın değerini ve ölümün kaçınılmazlığını hatırlatır. Bu sessizlik bazen öğretici bazen yıkıcı bazen birleştiricidir. Ama ne olursa olsun o sessizlik daima kalıcıdır. Çünkü ani vedalar yalnızca bir hayatı değil o hayatla kurduğumuz tüm bağları ansızın susturur. Ve geriye kalan insanın içini titreten kelimelere sığmayan her şeyin üstüne çöken o derin sessizliktir.

