BIST12.668,52%1.70
USD43.2797%0,13
EURO50,1988 %-0.1
ALTIN6.358,87 %-0.5

Bazen en büyük nimet, sadece mutlu olabilmek

Neslihan Birkan

Abone OlGoogle News
09 Kasım 2025 09:30

Mutluluk… İnsanlığın en eski duası, en sessiz arayışı, en çok özlenen misafiri. Herkesin dilinde ama kimsenin tam olarak tanımlayamadığı o gizemli hal. Kimine göre sabah kahvesinin kokusu, kimine göre bir çocuğun gülüşü, kimine göre ise kalabalığın içinde bir çift gözle buluşmaktır. Aslında mutluluk; sandığımız kadar büyük değil, kaçırdığımız kadar basit bir şeydir. Nimet gibi gelir, kıymetini bilene yerleşir, bilmeyenin elinden akar gider. Bazen sahip olduklarımızın kıymetini unuttuğumuzda, mutluluk da sessizce bizden vazgeçer. Çünkü o, zorlama bir duygu değil; farkındalığın kendisidir.

İnsan, hayatı boyunca hep bir şeylerin peşinde koşar: başarı, para, statü, beğeni… Ama tüm bu koşuşturmalar, sonunda bir boşluk duygusuna varır. Oysa mutluluk, varılacak bir yer değil, yolda hissedilen bir haldir. Her şeyin yolunda olduğu günlerde değil, hiçbir şey yolunda değilken bile tebessüm edebilme gücüdür. Gerçek mutluluk, “olması gereken”leri bir kenara bırakıp “olan”la barışmaktır. Sahip olduklarına şükretmek, eksiklerine sabır göstermek, geçmişi affedip bugünü kucaklamaktır. Çünkü mutluluk, bir hedef değil, bir duruş biçimidir.

Mutluluğu ararken onu hep dışarıda bulmaya çalışırız. Yeni bir şehirde, yeni bir ilişkide, yeni bir işte… Ama gerçek şu ki: Mutluluk dışarıda değil, içeride bir yerlerdedir. Kalbinin derinliklerinde sessizce bekler; seninle aynı sofraya oturmak, seninle aynı yolda yürümek ister. Fakat insan kendi iç sesini susturduğu sürece, o ses de giderek kısılır. Oysa bir an durup nefes alsak, fark ederiz ki; güneş her sabah bizim için doğuyor, dünya dönmeye devam ediyor, hayat hâlâ içinde binlerce mucize saklıyor. İşte bu fark edişin kendisi bile bir nimettir.

Mutluluk, bazen bir sofrada paylaşılan sıcak bir ekmek parçasıdır. Bazen annenin “yine mi üşütmüşsün?” deyişidir. Bazen uzun bir günün sonunda yatağına uzanıp “şükür, bugün de bitti” diyebilmektir. Büyük mutlulukların peşinde koşarken küçük sevinçleri ıskalıyoruz. Oysa mutluluğun özü, gösterişte değil, sadeliktedir. Göz kamaştıran şeylerde değil, yüreği ısıtan ayrıntılardadır. İnsan, ancak kalbinin sadeleştiği kadar huzurlu olur.

Kimi zaman hayatın yükleri omuzlarımıza ağır gelir, dertler nefes aldırmaz. O anlarda “mutluluk” kelimesi bile uzak bir ülke ismi gibi gelir kulağa. Ama işte tam da o zaman, kendine şu gerçeği hatırlatmalısın: her acı, bir öğretmendir; her kayıp, bir dönüm noktasıdır. Ve her karanlık, içinden bir ışık doğurur. O ışığın adı, çoğu zaman mutluluktur. Çünkü insan, en çok kaybettikten sonra kıymet bilmeyi öğrenir. Nimet olduğunu fark etmek için, bazen ondan mahrum kalmak gerekir.

Mutluluk, sahip olduklarını başkalarıyla kıyaslamamakta gizlidir. Kıyas, huzuru öldürür. Başkasının yaşamını izledikçe kendi hayatın eksik görünür. Oysa başkasının hayatında gördüğün ışık, belki de sadece dışarıdan parlayan bir yansımadır. Sen kendi pencerenden baktığında, senin de ışığın vardır. Onu fark ettiğinde, yaşamın sana sunduğu nimetlerin ne kadar çok olduğunu anlarsın. Bazen bir nefes, bir sağlık, bir dost sesi bile başlı başına bir armağandır.

Mutlu olabilmek, bir şükür yeteneğidir aslında. Her günün sonunda bir kez bile “bugün güzeldi” diyebilmek, kalbi onarır. Mutluluk, sahip olduklarının farkına vardıkça büyür, yoklukla küçülmez. Çünkü mutluluk, sahip olmakla değil, yetinebilmektir. Yetinebilen insan, en zengin insandır. Kalbi doludur, gözü tok, vicdanı rahattır. İşte bu yüzden, mutluluk bir nimettir; hem verilen, hem fark edilen, hem de paylaşılan bir lütuf.

Fakat dikkat et: Mutluluğu satın alamazsın, kiralayamazsın, takas da edemezsin. O, parayla değil; kalbinle, niyetinle ve tavrınla kazanılır. Bir bakışta, bir dokunuşta, bir “iyiyim” cümlesinde saklıdır. Hayatın karmaşasında onu fark edenler, diğerlerinden bir adım öndedir. Çünkü mutluluk farkındalıktır, bilinçtir, minnettarlıktır. Ne kadar fark edersen, o kadar çoğalır.

Hayatın her evresinde mutluluğun tanımı değişir. Çocukken şekerle, gençken başarıyla, yetişkinken huzurla ölçülür. Ama özünde hep aynı kalır: içten bir gülümseme. İnsanı yaşama bağlayan, sabahları uyandıran, gece uyumadan önce içini ısıtan o duygu. Ne kadar karmaşık olursa olsun, mutluluk aslında basit bir denklemdir: sevgi + şükür + farkındalık = huzur.

Kimi insanlar, mutluluğu hak etmediğini düşünür. Oysa mutluluk, seçilmiş ruhlara verilmiş bir ödül değildir; her insana eşit mesafede duran bir nimettir. Sadece onu kabul etmeyi bilmek gerekir. Tıpkı güneşin herkesi ısıtması gibi, mutluluk da herkese ulaşmak ister. Ama kimisi perdelerini kapatır, kimisi camlarını açar. Fark budur.

Unutma, mutluluk bir lüks değil; yaşamanın hakkıdır. Kalbini kirletmeden, niyetini berrak tutarak yaşamak, bu nimeti çoğaltır. Bir başkasının mutluluğuna sevinmek, kendi içindeki ışığı da güçlendirir. Çünkü mutluluk paylaştıkça çoğalır, kıskandıkça solar.

Ve belki de en önemlisi şudur: Mutluluk, “her şey mükemmel” olduğunda gelmez. Her şeyin dağınık, karışık, eksik olduğu anlarda bile “ben yine de iyiyim” diyebilmektir. Bu cümleyi kurabilen insan, en zengin insandır. Çünkü o, mutluluğun bir duygu değil; bir bakış açısı olduğunu anlamıştır.

Sonuçta, hayat bize her şeyi vaat etmez; ama hissetmeyi öğretir. Her kayıp, her sevinç, her yol ayrımı bize bir şey gösterir: yaşamak, zaten başlı başına bir nimettir. Ve o yaşamın içinde, bir an bile içten bir gülümseme bulabiliyorsak, işte o anda dünyanın en büyük servetine sahip olmuşuzdur.

Çünkü mutluluk, insanın kalbine bahşedilmiş en sade, en sessiz ama en kutsal nimettir. Onu fark etmek, yaşamın özüne dokunmaktır.

Yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.600 karakter kaldı
×

Bu sayfalarda yer alan yorumlar kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde mavikocaeli.com.tr’nin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır.
Yazılanlardan mavikocaeli.com.tr sorumlu tutulamaz.

0 Yorumlar

    Neslihan Birkan

    mavikocaeli.com.tr köşe yazarı

    Tüm Yazıları