BIST12.668,52%1.70
USD43.2797%0,13
EURO50,1988 %-0.1
ALTIN6.358,87 %-0.5

Bağın adı: Güven

Neslihan Birkan

Abone OlGoogle News
07 Kasım 2025 16:43

Güven… İnsanlığın en görünmez ama en güçlü bağı. Ne bir sözle inşa edilir, ne de tek bir gülümsemeyle kazanılır. Güven; sessizce birikir, yavaşça kök salar ve en ufak bir sarsıntıda darmadağın olabilir. Belki de bu yüzden, bir insanın yüreğinde inşa edilebilecek en kıymetli yapıdır o. Çünkü güven, yalnızca karşındakine inanmak değildir; aynı zamanda kendini, kendi sezgilerini, kendi kalbini de inşa etmektir. Birine “güveniyorum” dediğinde aslında kendi içindeki huzura, kendi vicdanına da güvenirsin. İşte bu yüzden güven bir ilişkide, bir dostlukta, bir işte, hatta bir hayatta en temel sermayedir. Onu kaybeden, sadece birini değil, kendi iç dengesini de kaybeder.

İnsanlar çoğu zaman sevgiyle başlar her şeyin, güvenle devam eder sanır. Oysa doğru olan tam tersidir: Sevgi güvenle başlar, sadakatle büyür, emekle sürer. Güven olmadan sevgi yalnızca bir yanılsamadır; şüpheyle, korkuyla, tedirginlikle büyümeye çalışan bir fidandır. Güneşi az görür, suyu eksik kalır ve bir gün solup gider. Güven ise bir kök gibidir. Görünmez, ama her şeyin yükünü o taşır. Bir ilişkiyi ayakta tutan sözler değildir, her defasında o söze inanabilmektir. Bir dostluğun uzun yıllar sürebilmesinin nedeni, kahkahaların çokluğu değil, o kahkahaların arkasında “yanındayım” diyen o sessiz güven duygusudur.

Birine güvenmek, kendini teslim etmek gibidir. Elini uzatıp gözlerini kapamaktır. Dünyanın tüm gürültüsüne rağmen “seninle susmak bile yeter” diyebilmektir. Ama ne yazık ki güven kolayca kırılır. Çünkü insanlar kusurludur, korkaktır, bazen bencildir. En çok sevdiğimiz, en çok inandığımız kişiler bile farkında olmadan o ince camı çatlatabilir. Ve ne kadar çabalarsan çabala, bir kez kırılmış güvenin sesi, kalpte yankı yapar. Her şey yeniden başlasa bile, o ses susmaz. Çünkü güven bir kez zarar gördü mü, artık aynı saflıkta geri dönmez. İkinci bir şans belki verilir, ama ikinci bir güven asla tam olarak verilemez.

Bazen birine duyduğun güven, kendi karakterinin aynası olur. “Ben olsam yapmazdım” diyerek kurduğumuz cümleler aslında kendi iç ahlakımızın yankısıdır. O yüzden hayal kırıklığı, sadece karşındakine değil, kendi iyiliğine olan inancına da çarpar. “Ben yanlış insana güvenmişim” deriz ama çoğu zaman asıl mesele, yanlış kişide değil, doğru olacağını sandığımız duygudadır. Güveni kıran insanlar bize insan olmanın kırılgan doğasını hatırlatır: kimse tamamen sağlam değildir, kimse tamamen kötü de değildir. Belki de güven, bu gri alanda yine de inanmayı seçebilmektir.

Toplumlar da güvenle ayakta kalır. Bir ülkenin ekonomisinden adaletine, kurumlarından sokaklarına kadar her şeyin temeli güvendir. İnsan, sabah evden çıkarken “bugün geri dönebilirim” duygusuyla yaşar. Bu duyguyu sağlayan şey ne para ne statüdür, yalnızca güven ortamıdır. Adalete güven kalmadığında hukuk çöker; siyasete güven kalmadığında düzen çöker; insana güven kalmadığında medeniyet çöker. Çünkü güven, soyut bir kavram değildir — yaşamanın ta kendisidir.

İnsanın kendine güvenmesi de en az başkasına güvenmek kadar zor bir süreçtir. Çünkü kendine güven, geçmişin hayal kırıklıklarıyla sürekli sınanır. Kaç kez düştüğün, kaç kez kalktığınla ilgilidir. Kendine güvenen bir insan, dışarıdan gelen fırtınalara daha dayanıklıdır. Çünkü o bilir: kimseye değil, önce kendi iç gücüne yaslanmalıdır. Başkalarının onayına değil, kendi vicdanının sessiz rehberliğine inanmalıdır. Güven dıştan içe değil, içten dışa büyür. Bir kez içte sağlam bir temel kuruldu mu, kimse onu kolayca yıkamaz.

Ama gel de bunu kalbe anlat. Çünkü kalp, güveni akılla değil, hissederek verir. Göz göze geldiğin anda, kelimelerden önce güveni sezersin. Birinin eline uzanırken içinden bir ses “evet, bu doğru” der. İşte o an, dünyanın bütün mantığına karşı bir inanç başlar. Ve ne zaman ki o inanç sarsılır, işte o zaman kalp sadece kırılmaz — hayal kırıklığının gölgesinde büyüyen bir korkuya dönüşür. İnsan, yeniden güvenmeyi öğrenene kadar, bir daha tam anlamıyla sevemez.

Güvenin büyüklüğü, onsuz kaldığında anlaşılır. Bir zamanlar gözünü kırpmadan emanet ettiğin biri, seni en çok inciten olduğunda, güvenin ne kadar kutsal olduğunu fark edersin. O anda, artık bir daha kimseye tam güvenememekten korkarsın. Fakat bu korkunun içinden bile bir bilgelik doğar: güven, yanlış ellere verilse bile insanın içsel olgunluğunu büyütür. Çünkü her kırık güven, sana kiminle yürümemen gerektiğini öğretir.

Birini affetmek kolaydır, ama yeniden güvenmek değildir. Affetmek geçmişe, güvenmek geleceğe dairdir. O yüzden affedip uzaklaşmak, bazen kalıp korkuyla yaşamak kadar yorgun düşürmez insanı. Güvenin olmadığı yerde sürekli tetikte olursun, sürekli analiz eder, sürekli sorgularsın. “Acaba yine mi aldatılırım, acaba yine mi hayal kırıklığı?” Bu zihinsel savaş insanı tüketir. Oysa güvenin olduğu yerde sessizlik bile huzur verir. Çünkü bilirsin: bir sessizlik bile seni yok saymaz, sadece dinlendirir.

Güvenin diğer yüzü, sadakattir. Sadakat, güvenin pratik halidir. Duygular gelip geçicidir ama güven, bir duruştur. Sadık olmak, sadece birine değil, bir değere bağlı kalmaktır. İnsanın kendi sözlerine, kendi ilkesine sadık kalması, en güçlü güven biçimidir. Çünkü başkalarına güvenmeden önce, kendi sözüne güvenmelisin. “Ben söz verdim” diyebilmek, insan olmanın özüdür.

Yine de güven her zaman karşılıklı değildir. Bazen birine bütün kalbinle inanırsın ama o seni sadece kendi menfaati kadar sever. Yine de bu seni küçük düşürmez; aksine büyütür. Çünkü güvenmek, cesaret ister. Kırılmayı göze almadan kimse güvenemez. Güvenmek aslında bir güç göstergesidir — korkularına rağmen inanabilme kudreti. Kimi insan bu kudreti zayıflık sanır ama aslında tam tersi doğrudur. Güven, korkunun en asil yenilgisidir.

Bir çocuğun annesinin gözlerine baktığında duyduğu huzur, bir dostun senin arkanda durduğunu bildiğinde hissettiğin sıcaklık, bir sevgilinin sessizce elini tutması… Hepsi aynı kökten gelir: güven. Ve bu kökü korumak, hayatta yapabileceğimiz en değerli eylemdir. Çünkü güven, insanlığın ortak dili, vicdanın en sessiz melodisidir.

Sonunda hep aynı yere varırız: Güven olmadan hiçbir şey uzun sürmez. Ne aşk, ne dostluk, ne iş, ne de hayat. Güven bir köprüdür; bir kez yıkıldığında, iki yakası birbirine kolayca kavuşmaz. Ve belki de hayat, güvenin bu kadar kırılgan oluşunu anlamakla geçiyor. Çünkü her şeyin temelinde, birine ya da bir şeye güvenmeyi öğrenmek var.

Ve belki de asıl güç, güvenin sarsıldığı yerde bile iyi kalabilmektir. Çünkü dünya, kırık güvenlerle doludur; ama yine de bir yerlerde hâlâ biri, yeniden inanmayı seçer. İşte o an, insanlık yeniden başlar. Çünkü güven her şeydir — ve onsuz hiçbir şey gerçekte var olamaz.

Yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.600 karakter kaldı
×

Bu sayfalarda yer alan yorumlar kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde mavikocaeli.com.tr’nin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır.
Yazılanlardan mavikocaeli.com.tr sorumlu tutulamaz.

0 Yorumlar

    Neslihan Birkan

    mavikocaeli.com.tr köşe yazarı

    Tüm Yazıları