Kaygı ve korku dolu bir toplum olduk
Ayşe Nur Tekin
Günümüz dünyasında en yaygın duyguların en başında korku ve kaygı geliyor. Geçmişin daha naif daha huzurlu zamanlarını hatırlayanlar bugünkü toplumun halini gördükçe derin bir iç çekiyor. Artık sabah haberlerini açtığımızda içimizi umutla dolduran gelişmeler yerine endişe verici manşetlerle karşılaşıyoruz. Ekonomik krizlerden doğal afetlere toplumsal huzursuzluklardan kişisel güvensizliklere kadar pek çok faktör toplumun genel ruh halini bir kaygı sarmalına sokmuş durumda. Peki biz nasıl bu hale geldik? Ve en önemlisi buradan nasıl çıkabiliriz?
Kaygı aslında insanoğlunun en temek hayatta kalma mekanizmalarından biridir. Bizi tehlikelere karşı hazırlıklı olmaya iter. Ancak günümüzde bu duygu bizi koruyan bir rehber olmaktan çıkıp yaşam kalitemizi düşüren bir yüke dönüşmüş durumda bunun en büyük nedeni belirsizliğin giderek artması.
Ekonomik dalgalanmalar işsizlik kaygısı sürekli değişen politik ve sosyal dengeler derken insan geleceği öngöremiyor. Eskiden bir birey emek vererek çalıştığında belirli bir maddi refaha ulaşabileceğini bilirdi. Şimdi ise çaba göstermek bile garanti değil. İşten çıkarılma korkusu enflasyon karşısında birikimlerin erimesi gelecek planlarının sürekli ertelenmesine neden oluyor. Bu da bireylerde ‘’kontrol elimde değil ne yaparsam yapayım yetmeyecek’’ düşüncesini pekiştiriyor.
Bir diğer önemli etken sürekli maruz kaldığımız bilgi akışı. Geleneksel medya bile eskiden sansasyonel haberler konusunda daha temkinliyken sosyal medyanın sınırsız bilgi akışı kaygıyı katbekat artırdı. Bir gün bir doğal afetin görüntülerini izlerken ertesi gün ekonomik çöküş senaryolarına bir sonraki gün ise toplumsal huzursuzluklara dair içeriklerle karşılaşıyoruz. Ve bu bombardımana maruz kalan zihin sürekli bir alarm halinde kalıyor.
Dahası sosyal medya da dolaşan dezenformasyon korkuyu körüklüyor. Gerçekliği doğrulanmamış iddialar kurgu haberler ya da abartılı anlatımlar insanların güven duygusunu daha da zedeliyor. Bir zamanlar yalnızca fiziksel tehditlerden korkarken şimdi dijital ortamda da bir tehdit algısıyla yaşamak zorunda kalıyoruz.
Eskiden mahalle kültürü vardı. İnsanlar birbirine güvenir destek olurdu. Şimdi ise bireyselleşme ve güvensizlik had safhada komşuluk ilişkiler azaldı sokakta yabancı bireylerle selamlaşmak bile endişe verici bir hale geldi. ‘’acaba dolandırıcı mı zarar mı verecek?’’ gibi düşünceler en basit sosyal etkileşimleri bile kaygılı hale getiriyor.
Bu durum yalnızlığı da beraberinde getiriyor. Kaygılı bir zihin kendini korumu içgüdüsüyle daha az sosyalleşiyor. Ancak insan sosyal bir varlık. Bir topluma aidiyet hissi güven duygusunu pekiştiren en önemli unsurlardan biri. Fakat günümüzde bu bağlar kopmuş durumda.
Kaygının ve korkunun bir toplumu esir alması sadece bireylerin değil tüm sistemin sorun yaşadığı anlamına gelir. Bu yüzden çözüm bireysel olduğu kadar toplumsal da olmalı.
Gerçekten neye ihtiyacımız olduğunu sorgulamak kaygıyı besleyen en büyük faktörlerden biri sürekli bir şeyleri eksik hissederek yaşamak daha fazla para daha fazla statü daha fazla güvenlik ihtiyacı.. ancak gerçekten ihtiyacımız olan şeyleri belirleyip ulaşılabilir hedefler koyduğumuzda kaygının etkisi azalacaktır.
Dijital detoks yapmak sürekli haber akışına maruz kalmak kaygıyı artırıyor. Belirli zaman dilimlerinde sosyal medyadan uzaklaşmak bilgi kirliliğinden kaçınmak ve yalnızca güvenilir kaynakları takip etmek zihinsel sağlığımız için önemlidir.
Toplumsal dayanışmayı artırmak birbirimize daha fazla güvenmeli destek olmalıyız. Bir komşumuza selam vermek küçük bir iyilik yapmak sosyal bağları güçlendirerek korku ve kaygının azalmasını sağlar.
Rutinler oluşturmak ve kontrol duygusunu kazanmak günlük hayatımızda küçük de olsa kontrol edebildiğimiz şeyler yaratmak kaygıyı yönetmemize yardımcı olur. Egzersiz yapmak bir hobi edinmek meditasyon yapmak gibi yöntemler bireysel olarak kaygıyı azaltabilir.
Bilinçli farkındalık geliştirmek korku genellikle gelecekle ilgili belirsizliklerden beslenir. Anda kalmayı öğrenmek zihnimizin kaygıya kapılmasını önler. Bunun için nefes teknikleri meditasyon veya basit farkındalık egzersizleri oldukça etkili olabilir.
Kaygı ve korku hayatın bir parçası ancak sürekli bu duygularla yaşamak sağlıklı bir toplumun göstergesi olamaz. Korku kültürüne alışılmamalı bunun norm haline gelmesine izin vermemeliyiz. Bireysel ve toplumsal olarak daha sağlam bir ruh hali geliştirdiğimizde geleceğe dair daha umutlu olabiliriz. Unutmayalım kaygıyı yönetmek bizim elimizde ve bir toplum korkuya teslim olduğunda değil cesareti ve dayanışmayı seçtiğinde güçlü olur.

