GÖRÜNMEYEN TEHLİKE!!
Ayşe Nur Tekin
Modern dünya ekonomik büyüme ve küreselleşmenin getirdiği fırsatlarla şekillenirken bu süreçlerin doğurduğu bazı negatif etkiler göz ardı ediliyor. Bunlardan biri de ekonomik erozyon doğrudan fark edilmesi zor olan bu süreç sadece bireylerin değil toplumların ve ülkelerin de temelini sarsabilecek bir güç haline gelmiş durumda.
Ekonomik erozyon ekonomik kaynakların adaletsiz bir şekilde dağıtılması kötü yönetim dış etkilere bağımlılık ve finansal istikrarsızlık gibi faktörlere bir ekonominin zamanla zayıflaması ve sürdürülebilirliğini kaybetmesi anlamına gelir. Bu süreç ekonomik sistemde görünen veya görünmeyen kayıplara yol açar. Bu kayıplar doğal kaynakların tükenmesi sanayi ve tarım sektörlerinin gerilemesi gelir eşitsizliğinin artması gibi birçok farklı şekilde ortaya çıkabilir.
Küreselleşme dünya ekonomisinin entegrasyonunu hızlandırmış olsa da ekonomik erozyona katkıda bulunabilen bir unsur haline gelmiştir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde yerel ekonomiler küresel rekabet karşında zayıflıyor. Büyük uluslararası şirketler küçük ve yerel işletmeleri piyasanın dışına iterken yerel kültür ve üretim biçimleri de bu sürecin kurbanı oluyor. Ayrıca finansal bağımlılık nedeniyle bu ülkeler dış borç ve döviz kuru şoklarına karşı savunmasız hale geliyor.
Ekonomik erozyonun en belirgin sonuçlarından biri gelir dağılımında adaletsizliğin artmasıdır. Dünya genelinde gelir dağılımı zengin ile yoksul arasında ki uçurumu derinleştiriyor. Bunun bir sonucu olarak orta sınıfın gücü azalıyor ve sosyal tabakalar arasında ki mobilite neredeyse durma noktasına geliyor. Bu durum yalnızca ekonomik değil aynı zamanda sosyal erozyona da neden oluyor.
Ekonomik erozyon doğal kaynakların plansız ve bilinçsiz bir şekilde tüketilmesiyle hızlanır. Özellikle sanayi devriminden sonra artan enerji ve hammadde ihtiyacı bu kaynakların tükenmesine ve çevre sorunlarının büyümesine neden olmuştur. Doğal kaynaklar tükenirken bu kaynaklara dayalı ekonomiler de çöküşle karşı karşıya kalıyor.
Teknolojik gelişmelerin ekonomik büyümeyi desteklediği bilinse de bu süreç aynı zamanda ekonomik erozyonun hızlanmasına katkıda bulunabiliyor. Özellikle otomasyon ve yapay zeka gibi teknolojiler iş gücü piyasasında büyük değişimlere yol açtı. Düşük vasıflı işlerin azalması işsizliğin artmasına ve ekonomik eşitsizliklerin derinleşmesine neden oldu.
Ekonomik erozyonla baş etmek için hem bireysel hem de toplumsal düzeyde çeşitli adımlar atılabilir. Kapsayıcı ekonomik politikalar gelir eşitsizliğini azaltmaya yönelik politikaların uygulanması sosyal adaleti sağlamak için önemlidir. Yerel üretimin desteklenmesi küresel şirketlerin etkisini azaltmak için yerel işletmelere teşvik sağlanmalıdır. Doğal kaynak yönetimi doğal kaynakların sürdürülebilir bir şekilde kullanılması ve çevresel koruma politikalarının uygulanması kritik önemdedir. Eğitim ve teknolojiye uyum iş gücünün değişen ihtiyaçlara uyum sağlayabilmesi için eğitim programlarının yenilenmesi gereklidir.
Ekonomik erozyon hem ekonomik hem de sosyal açıdan çözülmesi gereken önemli bir sorundur. Sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek için kaynakların daha adil bir şekilde dağıtıldığı teknolojinin toplum yararına kullanıldığı ve çevresel bilincin ön planda tutulduğu bir ekonomik model benimsenmelidir. Aksi takdirde ekonomik erozyon sadece bireyleri değil toplumsal yapıyı da tehdit eden bir tehlike olarak varlığını sürdürecektir.
‘’Ekonomik erozyon geleceğin toprağını alır. Bilinçli adımlarla önle!’’

