BIST12.668,52%1.70
USD43.2797%0,13
EURO50,1988 %-0.1
ALTIN6.358,87 %-0.5

Rüyaların Bilimi 

Adil Tarık Özkurt

Abone OlGoogle News
02 Eylül 2025 17:53

Hepimiz her gece gözlerimizi kapatıp bilinmez bir yolculuğa çıkıyoruz: rüyalar. Kimi zaman uyanınca bir tebessüm bırakıyor, kimi zaman ürkütüyor, kimi zaman da sabah olur olmaz unutuluyor. Peki rüyalarımız aslında nedir, neden görürüz? 

Bilim insanları yüzyıllardır bu sorunun peşinde. En çok kabul gören görüşe göre rüyalar, beynimizin gün boyunca yaşadıklarımızı “dosyalaması” sırasında ortaya çıkıyor. 

Yani rüyalar, hafızamızın arka planda yaptığı bir temizlik gibi düşünülebilir. 

Rüyaların en yoğun görüldüğü dönem, uykunun REM evresidir.  

Bu evre ilk kez 1953 yılında, Chicago Üniversitesi’nden Eugene Aserinsky ve Nathaniel Kleitman tarafından keşfedildi. Bebekler üzerinde yaptıkları uyku deneylerinde göz kapaklarının altında hızlı hareketler fark ettiler. Denekler bu sırada uyandırıldığında, çoğu gördüğü rüyayı ayrıntılı şekilde anlatabiliyordu. İşte bu buluş, rüya araştırmalarında bir dönüm noktası oldu. 

REM sırasında beynimiz neredeyse uyanıkken ki kadar aktif, ama kaslarımız hareketsizdir. İlginç olan, REM uykusu sırasında uyandırılan insanların %80’i o anda gördüğü rüyayı hatırlıyor. 

Rüyalar üzerine en çok konuşulan isimlerden biri kuşkusuz Sigmund Freud. 

Freud’a göre rüyalar, bilinçaltımızın bastırdığı istek ve arzuların gizli bir diliydi. Ona göre rüya, uyanıkken ifade edemediklerimizin “örtülü bir anlatımıydı”. 

Modern bilim ise rüyaları daha çok nörobiyolojik süreçler üzerinden açıklıyor. Yani beynin hafıza düzenlemesi, duygusal yükleri boşaltması ve yaratıcı bağlantılar kurması gibi işlevler ön plana çıkıyor. 

Peki rüyaların bir anlamı var mı? 

Bilim bu konuda kesin konuşamıyor. Bazı araştırmacılar rüyaların sadece beynin rastgele ateşlemelerinden ibaret olduğunu söylüyor. Bazıları ise duygularımızı düzenleme, stresimizi azaltma ve yaratıcılığı besleme gibi önemli işlevleri olabileceğini düşünüyor. 

Günümüzde rüya üzerine yapılan araştırmaların sayısı hızla artıyor. Hatta beyin görüntüleme teknikleri sayesinde bir kişinin gördüğü rüyayı kısmen tahmin edebilecek düzeye gelindi. Belki de ileride rüyaları kaydedip izlemek mümkün olacak. 

Sonuçta, rüyalar hâlâ gizemini tam anlamıyla koruyor. Belki de bu yüzden sabah uyandığımızda, gece gördüğümüz o garip ve renkli hikâyeleri birbirimize anlatmaktan hiç bıkmıyoruz. 

Ve işin en ilginç tarafı şu: 

İnsan ömrünün yaklaşık 6 yılı rüya görmekle geçiyor. 

Görme engelli bireyler de rüya görüyor, fakat onların rüyaları daha çok ses ve dokunma üzerine kurulu oluyor. 

Çoğu rüya, uyandıktan birkaç dakika içinde tamamen unutuluyor. 

Bundan sonra rüya görüp uyanırsanız ve o rüyanızı anlatmak isterseniz REM uykunuzu bozmanız gerekir ama bir yandan da uykunun en güzel yeri olacaktır… 

Sağlıklı, mutlu ve huzurlu haftalar dilerim. 

 

Yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.600 karakter kaldı
×

Bu sayfalarda yer alan yorumlar kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde mavikocaeli.com.tr’nin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır.
Yazılanlardan mavikocaeli.com.tr sorumlu tutulamaz.

0 Yorumlar

    Adil Tarık Özkurt

    mavikocaeli.com.tr köşe yazarı

    Tüm Yazıları