Günlük Hayatın Görünmez Sensörleri
Adil Tarık Özkurt
Merhaba değerli okurlar,
Outlet Panayıt Günleri, Efsane Kasım, Muhteşem Aralık, Karanlık Cuma gibi bir sürü alışveriş çılgınlığı günlerini hepimiz duymuşuzdur.
Mevsim geçişlerinde veya sene sonları yaklaşırken büyük ucuzluk müjdesi verilir.
Herkes illaki bir günlüğüne de olsa o indirimler için mağazalara gitmiş ve bir şeyler almışızdır.
O mağazalara girerken hayatımızın bir parçası gibi olan ama aslında içerisinde yine bir bilim barındıran bir olay gerçekleşiyor.
Otomatik kapılar…
Mağazanın kapısına yaklaşırken kapının tam zamanında açılması artık kimseyi şaşırtmıyor. Hatta o kadar alışmışız ki, kapı bir gün geç açılırsa “Beni görmedi galiba?” diye düşünüyoruz.
Peki bu kapılar gerçekten bizi mi görüyor? Yoksa tamamen başka bir prensiple mi çalışıyor?
Aslında otomatik kapılar, bizleri görmez.
Bunun yerine, çevredeki hareket ve enerji değişikliklerini algılar.
Kullanılan teknolojiye göre bu algılama bazen bir radar, bazen bir kızılötesi tarayıcı, bazen de yer sensörüyle yapılır.
Şimdi bu teknolojilerden bahsedelim kısaca;
Birincisi “Radar” gibi çalışan kapılar,
Birçok modern market kapısı, tıpkı hız ölçen radarlar gibi mikrodalga sinyalleri gönderir. Kapının üstündeki sensör, saniyede yüzlerce defa elektromanyetik dalga yollar ve bu dalgaların geri dönüşünü ölçer.
Eğer bir cisim sensöre doğru yaklaşıyorsa, dalga geri dönerken frekansı değişir.
Buna “Doppler etkisi” denir. (Bunun da detayına gireceğiz ilerleyen yazılarda)
Sensör şunu der:
“Bir şey yaklaşıyor → Kapıyı aç!”
Bu teknoloji yağmurda, güneşte, karanlıkta fark etmez; her durumda stabil çalışır.
İkincisi ısımızla açılan kapılar: “Kızılötesi sensörler”
Bazı kapılar ise her cismin yaydığı ısıyı algılar. İnsan vücudu yaklaştığında, kızılötesi ışınım sensör tarafından tespit edilir.
Yakındaki enerji yoğunluğu değiştiği anda sistem kapıya komut verir.
Bu kapılar özellikle iç mekânlarda tercih edilir çünkü insan sıcaklığını diğer nesnelerden ayırt etmekte çok başarılıdır.
Bir diğeri “Zemin sensörleri”: Üzerine basınca çalışan kapılar
Biraz eski ama hâlâ bazı mağazalarda görürüz:
Kapının girişindeki paspas aslında basınca duyarlı bir sensördür. Ağırlık algılandığında kapı açılır.
Bu tür sistemler basit, ama bugün artık daha yüksek teknoloji gerektiren yerlerde tercih edilmiyor.
Peki bizi gerçekten tanıyorlar mı?
Hayır.
Bu kapılar ne yüzümüzü tanır, ne kim olduğumuzu bilir, ne de “beni takip ediyor mu?” diye düşünmemize gerek vardır.
Kapıların yaptığı tek şey şudur:
“Enerji değişimi var mı?”
→ Evet → Kapı aç.
Bu kadar.
Biz kapıya yaklaşınca değişen şey aslında biz değiliz; bizim varlığımızın oluşturduğu fiziksel etkiler: hareket, hız, sıcaklık, yansıyan sinyaller…
Otomatik kapılar aslında müthiş bir mühendislik-hayat uyumudur.
Biz fark etmeden, binlerce defa doğru anda açılır, doğru anda kapanır.
Enerji tasarrufu sağlar, güvenliği artırır, mağazaya giriş çıkış trafiğini düzenler.
Gündelik yaşamın o kadar içindedir ki, artık görünmez hale gelmiştir.
Oysa her açılışında küçük bir fizik dersi gizlidir.
“En iyi teknoloji, fark edildiğinde değil; fark edilmediğinde mükemmeldir.” — Donald Norman

