BIST12.668,52%1.70
USD43.2797%0,13
EURO50,1988 %-0.1
ALTIN6.358,87 %-0.5

Bir çocuğun zıplaması 

Adil Tarık Özkurt

Abone OlGoogle News
19 Ağustos 2025 10:18

Merhaba değerli okurlar,  

Geçen gün oğlum Birkan ile birlikte Başiskele sahilde yürüyorduk. Ben bu hafta ne yazsam diye düşünüyordum o da oyuncak motoruyla yanımda geziyordu. Yol kenarında bulunan çeşmelerden akan sular, bir birikinti oluşturmuştu. Çocuğu olan herkes bilir o suya zıplanır. Engelleyemezsiniz üstü başı su olur. Birkan’da tabi o suyun içine zıpladı ve üstü başı su oldu. Sonrasında ayağıyla suya basmaya devam etti ve şu soruyu sordu: Baba neden sulara basınca havaya sıçrıyor sonra yine yere düşüyor?  

Kendimce açıklamaya çalıştım. Neden, neden, neden soruları bitmezken, geçtiğimiz hafta meteor yağmurlarından bahsederken “uyarılma enerjisi” konusu geçmişti.  

Onu nasıl anlatırım derken, gündelik hayattan girişi nasıl bağlarım derken bu olay oldu. Ve “Tamam” dedim biz girişimizi böyle yapalım... 

Atomların dünyası aslında bu manzaraya çok benzer. Atom, merkezde proton ve nötronlardan oluşan çekirdeği ve çevresinde belli enerji seviyelerinde dolaşan elektronlarıyla evrenin yapıtaşıdır. Elektronlar öyle rastgele gezinmez; belirli enerji katmanlarında, tıpkı basamaklarda oturur gibi bulunurlar.  

En düşük basamak, yani “temel durum”, suyun dingin biçimde birikintide durmasına benzer. 

Ama dışarıdan enerji geldiğinde (ışık, ısı ya da elektrik yoluyla) elektron adeta silkelenir. Bu enerjiye uyarılma enerjisi deriz. Elektron bulunduğu seviyeden kopar ve daha yüksek bir enerji katmanına sıçrar.  

Aynı Birkan’ın su birikintisine zıplayınca suyun yukarı sıçraması gibi… 

Elbette bu sıçrayış kalıcı değildir.  

Havaya fırlayan damlalar nasıl geri düşerse, elektron da aldığı fazla enerjiyi geri verir. Bu sırada ortaya çıkan şey bazen ısı, bazen de gözle görebildiğimiz ışık olur. Yıldızların ışıldaması, neon tabelaların parlaması, ateş böceklerinin geceleri yaydığı o büyülü ışıltı…  

Hepsi elektronların uyarılıp sonra sakinleşmesi sayesinde mümkün. 

Peki ya uyarılma enerjisi olmasaydı? 

Hayatımız çok daha renksiz olurdu. Renk dediğimiz şey, aslında farklı enerjilerdeki fotonların gözümüze ulaşmasıdır. Eğer elektronlar uyarılamasaydı, ne gökyüzünde yıldızların ışığını görebilirdik, ne de evde yaktığımız lambalar yanardı.  

Kimyasal tepkimeler büyük ölçüde enerji alışverişine dayanır; yani nefes almak, yemek pişirmek, hatta canlılığın kendisi bile yaşamını devam ettirmezdi. 

Aslında gündelik hayatımıza baktığımızda, uyarılma enerjisinin hediyeleriyle dolu. Telefonlarımızın ekranı, televizyonlar, bilgisayar monitörleri hep elektronların uyarılıp ışık yayması sayesinde çalışıyor. Fırında pişirdiğimiz yemeğin kokusu, mum ışığının sıcak parıltısı, şehirlerin geceyi aydınlatan sokak lambaları… Hepsi bu görünmez sürecin ürünü. 

Düşünün: Bir çocuğun neşeyle suya sıçrayışı, sadece etrafı ıslatmakla kalmıyor, bize evrenin en küçük parçacıklarında gizlenen büyük sırrı da hatırlatıyor. Atomların kalbindeki bu küçük “sıçrayışlar” olmasa, hayatın bildiğimiz hali de olmazdı. 

Ve belki de bir dahaki yağmurdan sonra yolunuzun üzerindeki birikintiye baktığınızda, sadece suyu değil, evrenin nasıl çalıştığını da görmüş olacaksınız. 

Sağlıklı, mutlu ve huzurlu haftalar dilerim. 

“Bilim, bize yalnızca bilgi vermez; hayata bakışımızı da değiştirir.” – Stephen Hawking 

Yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.600 karakter kaldı
×

Bu sayfalarda yer alan yorumlar kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde mavikocaeli.com.tr’nin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır.
Yazılanlardan mavikocaeli.com.tr sorumlu tutulamaz.

0 Yorumlar

    Adil Tarık Özkurt

    mavikocaeli.com.tr köşe yazarı

    Tüm Yazıları