Maskenin altı: Sporda zorbalık
Mavi Kocaeli Gazetesi'nde Hilal Sarıkaya'nın "Maskenin altı: Sporda zorbalık" başlıklı yazısı...

Spor, çoğu zaman güçlü olmanın, dayanmanın ve vazgeçmemenin hikâyesi olarak anlatılır. Tribünden bakıldığında sahada sadece iki takım, bir skor ve bir mücadele vardır. Ancak sahanın içinden bakanlar bilir: Asıl mücadele her zaman rakiple yaşanmaz. Bazen en yıpratıcı olan takımın içinde, soyunma odasında ya da antrenman sahasında sessizce yaşanır. İşte bu görünmeyen rakibin adı zorbalıktır.
Sporda zorbalık genellikle açık bir şiddetle değil, kelimelerle, bakışlarla ve dışlamayla kendini gösterir. Bir sporcunun hatasından sonra herkesin içinde küçük düşürülmesi, alaycı lakaplarla anılması ya da performansı düştüğünde bir anda görünmez hâle gelmesi… Bunlar çoğu zaman motivasyon yöntemi ya da rekabetin doğası olarak adlandırılır. Oysa spor psikolojisi açısından bakıldığında bu davranışların ortak bir özelliği vardır: süreklilik, güç dengesizliği ve psikolojik zarar. Zorbalığı bu kadar tehlikeli kılan şey, çoğu zaman normalleştirilmesidir. “Biz de böyle büyüdük”, “Spor serttir”, “Dayanamıyorsa bırakacak” cümleleri aslında sorunun üzerini örten güçlü kalkanlardır. Ancak bu kalkanın altında kalan sporcuların yaşadıkları, çoğu zaman kimse tarafından görülmez. Çünkü spor kültüründe duygular zayıflıkla, kırılganlık ise başarısızlıkla eş tutulur. Özellikle altyapı ve gelişim çağındaki sporcular için zorbalığın etkisi çok daha derindir. Henüz kimlik gelişimi devam eden bir genç, sürekli eleştirildiğinde ya da dışlandığında, yalnızca performansını değil, kendilik değerini de sorgulamaya başlar. Zamanla sporcu için hata yapmak öğrenmenin bir parçası olmaktan çıkar, utanç verici bir tehdit hâline gelir. Bu noktada sporcu sahada mücadele etmek yerine, hata yapmamak için donup kalır.
Spor psikolojisi literatürü, zorbalığın uzun vadede kaygı düzeylerini artırdığını, özgüveni zedelediğini ve tükenmişlik belirtilerini hızlandırdığını ortaya koymaktadır. Daha da önemlisi, birçok sporcu sporu bırakma nedenini açıkça zorbalık olarak ifade etmez. Bunun yerine “artık sevmiyorum”, “yoruldum” ya da “başka şeylere odaklanacağım” der. Oysa bu cümlelerin arkasında çoğu zaman görülmeyen bir psikolojik yıpranma vardır. Zorbalığın beslendiği bir diğer alan ise sonuç odaklı spor anlayışıdır. Kazanmanın her şey olduğu sistemlerde, süreç göz ardı edilir. Hata yapan sporcu gelişim ihtiyacı olan biri olarak değil, sorun çıkaran bir unsur olarak görülür. Böyle bir iklimde bağırmak, cezalandırmak ve dışlamak hızla kabul gören yöntemlere dönüşür. Kısa vadede disiplin sağlanmış gibi görünse de uzun vadede bu yaklaşım, hem bireysel hem de takım performansını zayıflatır. Takım içi zorbalığın hâkim olduğu ortamlarda güven duygusu ciddi biçimde zedelenir. Sporcular birbirlerine hata yaptırmamaya değil, hatalarını saklamaya çalışır. İletişim kopar, yaratıcılık azalır ve sahada risk almaktan kaçınan, tedirgin bir oyun ortaya çıkar. Yani zorbalık yalnızca psikolojik bir sorun değil, doğrudan performansı da etkileyen bir faktördür.
Peki çözüm nerede başlıyor? Spor psikolojisi bu noktada net bir çerçeve sunar. Öncelikle zorbalığın disiplin ya da motivasyon olmadığı kabul edilmelidir. Destekleyici ve gelişim odaklı liderlik, güvenli takım ikliminin temelidir. Sporcuların yalnızca güçlü olduklarında değil, zorlandıklarında da kabul gördüklerini hissetmeleri gerekir. Ayrıca sporcuların yaşadıklarını dile getirebilecekleri güvenli psikolojik alanların oluşturulması hayati önemdedir. Unutmamak gerekir ki sporda gerçek dayanıklılık, duyguları bastırmakla değil, onları düzenleyebilmekle gelişir. Sertlik ile güç arasındaki fark tam da burada ortaya çıkar. Sertlik, incinmemek için kabuk bağlamaktır; güç ise incinmeye rağmen yola devam edebilmektir.
Belki de sporda sormamız gereken asıl soru şudur: Kazanan sporcular mı yetiştiriyoruz, yoksa sağlıklı bireyler mi? Çünkü sahada kazanılan her başarı, eğer bir sporcunun iç dünyasında kayıpla sonuçlanıyorsa, o başarıyı yeniden düşünmek gerekir.
Sporda zorbalık çoğu zaman yalnızca mağdur üzerinden ele alınır. Oysa spor psikolojisi açısından zorbalık, iki taraflı ve sistemle ilişkili bir süreçtir. Zorbalık yapan sporcu kadar, zorbalığa maruz kalan sporcunun da psikolojik ihtiyaçları vardır. Etkili bir müdahale, bu iki grubu birbirinden ayırarak ancak aynı çerçeve içinde ele almayı gerektirir. Zorbalığa maruz kalan sporcular genellikle yaşadıklarını dile getirmekte zorlanır. Bunun temel nedeni, “zayıf görünme” korkusu ve dışlanma kaygısıdır. Bu nedenle ilk adım, sporcunun güvende hissetmesini sağlamak olmalıdır. Amaç, sporcunun yalnızca dayanmasını değil; kendini koruyabilmesini ve sporla sağlıklı bağ kurmasını sağlamaktır. Zorbalık yapan sporcular genellikle “problemli” ya da “kötü niyetli” olarak etiketlenir. Oysa spor psikolojisi perspektifi, bu sporcuların çoğu zaman yüksek kaygı, kontrol ihtiyacı ya da değersizlik duygusu ile hareket ettiğini göstermektedir. Zorbalık, güç gösterisi gibi görünse de çoğu zaman bir savunma mekanizmasıdır. Bu sporcularla çalışırken doğrudan suçlayıcı bir dil kullanmak, davranışı pekiştirebilir. Bunun yerine davranışın sonuçlarına odaklanan ve sorumluluk almaya teşvik eden bir yaklaşım benimsenmelidir.Buradaki hedef, sporcunun gücü başkalarını ezerek değil, kendini düzenleyerek gösterebileceğini fark etmesidir.
Sporda zorbalık, görmezden gelindikçe güçlenen bir sorundur. Etkili mücadele, yalnızca mağduru korumakla değil; zorbalık davranışını üreten psikolojik süreçleri anlamakla mümkündür. Sporda gerçek mücadele, yalnızca rakibe karşı değil; insanı koruyarak rekabet edebilmenin yollarını bulabilmektir. Ve belki de en büyük kazanım, sahadan yalnızca güçlü değil, yaralanmamış bireyler çıkarabilmektir.
Haber Merkezi





