Kızılderili çetesi, İsmet Çiğit’i anlatıyor!
Yakın arkadaşları, Metin Karan, Sedat Sapmaz ve Ahmet Kobak, İsmet Çiğit’i anlatıyor…

3 Ocak Cumartesi günü hayatını kaybeden, 4 Ocak Pazar günü Bağçeşme’de toprağa verdiğimiz Kocaeli’nin duayen gazetecisi İsmet Çiğit’in ardından, Mavi Kocaeli Gazetesi olarak özel bir söyleşi serisi başlattık.“Çiğit’i dostlarından dinleyin” başlığını taşıyan bu özel seride, İsmet Çiğit’i en yakından tanıyan, onunla aynı gazetede çalışmış ve aynı anılara tanıklık etmiş isimlerin anlatımlarına yer veriyoruz.
KIZILDERİLİ ÇETESİ
Serimizin ilk bölümünde İsmet Çiğit’in en yakın arkadaşları; Metin Karan, Sedat Sapmaz ve Ahmet Kobak’ın anılarını dinledik. Kızılderili çetesi ismini alan bu birliktelikteki söyleşi yalnızca Çiğit’in hayatını değil, bir dostluğu ve bir kentin hafızasını anlatıyor. Söyleşimizde anlatılanları birinci ağızdan olduğu gibi sizlerle buluşturuyoruz...
METİN KARAN: SIRA ARKADAŞLIĞI
Benim İsmet’le tanışıklığım lise son sınıfta. İzmit Lisesi’nde bizim sınıfa denk geldi. Lisede sınıf arkadaşıydık, hatta uzun süre sıra arkadaşı olduk. Öyle tanıştık, sonraki süreçte de hiç kopmadık. O zamanlarda Dündar Çiğit gazeteyi kuruyordu. İlk başlarda Fethiye Caddesi’nde, Gül Mobilya’nın yazıhanesindeydi gazete. O dönemde Günaydın Gazetesi atılım yapıyordu ve bölge gazeteleri oluşturuyordu. Bursa Hakimiyet, Ankara Ulus, Adana Ekspres gibi gazeteler vardı, Kocaeli’de de yapmak istiyorlardı. Dündar Çiğit ile temas kuruldu ve gerekli anlaşmalar yapıldı.
“İSMET’LE HİÇBİR YERE BERABER GİDEMEZDİK”
15 Eylül 1975’te Kocaeli’nin ilk ofset gazetesi, Kocaeli Gazetesi olarak sarı-lacivert logosuyla çıkıyor. İlk gazetenin çıkacağı zaman Sancar Şener ve İsmet Çiğit Mersin’e maça gitmişti. O sezon Kocaelispor lige iddialı hazırlanmıştı. 2-0 yendik, “Dev sonuç” diye manşeti atmıştık ve öyle başladık. Bizim bir dezavantajımız vardı. Biz İsmet’le hiçbir yere beraber gidemezdik. Ben sporun başında olduğum için hafta sonları ben çalışıyordum. Hafta içi izin yapardık. Ben uzun süre cuma günleri izin yaptım. İsmet Çiğit çarşamba günleri izin yapardı. Sonraki süreçlerde editör sayısı artınca İsmet de pazar günleri gelmeme kararı almıştı. Çok keyifli anılarımız oldu, üzüntülerimiz oldu. Gazetecinin en büyük avantajı, herkesin sonradan öğreneceği olayı bizim önceden öğrenmemizdi. En büyük avantajımız buydu.
Ben de liseyi İstanbul’da okuyordum. İsmet’le Ahmet Küçükörs beraber gidiyorlardı İstanbul’a. Onlarla beraber gidiyordum, ben Acıbadem’de iniyordum, onlar Çamlıca’da iniyordu. O sürede İsmet’le tanışıklığımız oldu. Zaten onun babasıyla benim babam da arkadaştı. 1979 yılında ben de gazeteye geldim. Gazetede çalışmaya başladım. Sonrasında rahmetli Sancar Abi hastalanmıştı. Onun fotoğraf makinesini bana verdiler. Ben de bir iki kare çektim. Sonra Sancar Abi bana taktikler verirdi. Ben de onları uygulamaya çalışırdım. İsmet’le beraber çok maça gittik. Maçlarda hem fotoğraf çekiyordum hem de maçla ilgili notlar tutuyordum. İsmet her maça gelemezdi, bazen onun için kısa notlar tutuyordum. Bir iki kelimelik notla öyle yazılar yazardı ki, sanki İsmet maça gelmiş, izlemiş ve ona göre yazmış gibiydi. Öyle bir yazma yeteneği vardı.
SEDAT SAPMAZ: SÖZÜNÜ ESİRGEMEDEN SÖYLERDİ
Ben İsmet’le, Ahmet Küçükörs, Ahmet Kobak ve Arif Kobak sayesinde tanıştım. Bizde ne küslük olurdu ne başka bir durum. Herkes birbirinin huyunu bilir. Kim neye kızıyorsa, özellikle o konuda kızdırılırdı. Ama biz hiç kalp kırıcı, kötü bir şey yaşamadık. Biz İsmet’imizden razıyız. Allah da ondan razı olur inşallah. Kaldık üç kişi… Hangimizde sıra, onu Allah biliyor. En tehlikeli yerlerde de bulunduk, çok da güzel yaşadık. İsmet’in gazeteciliği çok üst seviyedeydi. “Bu bana darılır, ben bunu yapmayayım” demezdi. Sözünü esirgemeden söylerdi. Anasıymış, babasıymış, valiymiş, kaymakammış hiç umurunda olmazdı. Söylenmesi gerekiyorsa söylerdi.
METİN KARAN: BABASI İSTEDİ DİYE ARABA KULLANMAYI ÖĞRENDİ
İsmet okulda da başarılı bir öğrenciydi. Bütün derslerde başarısını gösterirdi. Arabaya tutkusu yoktu. Babası istedi diye araba kullanmayı öğrendi. Değirmendere’de yazlıkları vardı. Yaşı geldiğinde direksiyon eğitimi aldı. 34 HZ 054 plakalı aracı aldı. O arabaya da herkes binmiştir. Ondan sonra ustalaşınca babası İsmet’e sarı bir Mercedes aldı. Mercedes’e binince de İsmet küçük bir insan olduğu için gözükmüyordu.
“HABER TEK KALEMDEN ÇIKAR”
Dündar Amca da tam bir çalışma hastasıydı. İşte çalışır, daktilosunu toplar, eve gider, evde de çalışırdı. İsmet, “Evde gürültü yapacağız diye ödümüz korkuyordu” derdi. Özgür Kocaeli zamanında herkes birbirini tanır, severdi. İsmet bazen hızını alamayıp benim redakte ettiğim haberi bile en baştan yazardı. Tek kalemden haberin çıkmasını isterdi.
“BENİ İLK GELEN KANDIRIR KARDEŞİM”
O dönemlerde daktiloda yazıyorsun, haberin fotoğrafını veriyorsun, sayfa mizanpajda çiziliyor, teknik serviste tekrar yazılıyor. O dönemin şartlarında 20 sayfa gazete, 8 sayfa spor, 8 sayfa da Çınar sayfasını çıkarıyorduk. İsmet kendinin sevmediği bir özelliğini hep söylerdi: “Beni ilk gelen kandırır kardeşim” derdi. Herkese inanırdı. Fazla iyi niyetliydi.
SEDAT SAPMAZ: ESKİDEN GAZETE OKUMA KÜLTÜRÜ VARDI
Daktilo sesinden yanındaki insanın sesi duyulmuyordu. Ben Murat Yoldaş’ın haricinde muhabir tanımam. İsmet hep “Murat Yoldaş olmasa bu gazete hep 1-2 saat geç çıkar” derdi. İlla haber bulurdu. Eskiden gazete okuma kültürü vardı. Çocuk Parkı’nda sıraya girmeden gazete alamıyordun.
METİN KARAN: KENTTE YAŞAYAN HER İNSANIN BU GAZETEYE BİR KERE DE OLSA ÇIKMA HAKKI VARDIR
İsmet bir gün ya İsveç ya da Norveç’ten bir yerel gazete okumuş. O gazetede doğanlar ve ölenler başlıklarında sütun varmış. İsmet “Biz de bunu yapalım” dedi. Ondan sonra doğanlar ve ölenler gazeteye eklendi. İsmet, “Bu kentte yaşayan her insanın bu gazeteye bir kere de olsa çıkma hakkı vardır” derdi. Yıllarca vefat haberini birinci sayfadan kullandı. İsmet’in Özgür Kocaeli’yi bırakma sebebi, siyasi konjonktürün getirdiği zorunluluktu. Yoksa kimse kimseye karışmıyordu. Hangi patron işleyen düzeni bozmak ister ki? İsmet’in gazetecilik sevdası, aile hayatını, sosyal hayatını bile etkiledi. Akşam gider yemek yer, evine gelirdi. Maç izlerdi. Bir de Kıbrıs anıları vardı. O dönemlerde gazetenin etkisi çok büyüktü. İsmet her akşam valiyle, emniyet müdürüyle beraber otururdu.
SEDAT SAPMAZ: FIRILDAK ADAMI SEVMEZDİ
İsmet Çiğit hayat adamıydı. Çok fazla insanla oturup kalkmazdı. Bizim Kızılderililer Çetesi haricinde oturup dertleştiği, fikir alışverişinde bulunduğu çok insan yoktu. İnsanı çok severdi ama fırıldak adamı sevmezdi. Bunu yüzüne de söylerdi. Hem severdi hem gömerdi. Düz adamdı. Bildiği doğrudan kimse çevirttiremezdi. Hata yapmışlığı onun da olmuştur. Bunun özrünü dilemesini de bilirdi. Biz çok şanslıyız. İyi ki İsmet’i tanımışız. Kimseyi kırmazdı ama benim hatamı gördüğünde “Sedat alınır” diye tutmaz, söylenmesi gereken neyse söylerdi. Dünyadaki bütün insanlar İsmet gibi olsa ne polis gerekir ne asker.
METİN KARAN: ÇİĞİT’İN RUTİNLERİ
Her gün bütün gazeteleri tek tek okurdu. Yanlış ve titizlik olayı babadan geliyordu. Dündar Çiğit her gün sabah gelirdi, herkes tek sıra halinde bütün yazım hatalarını görürdü. İsmet’in çalışkanlığı babasına benzerdi. Dündar Çiğit çok sert bir karakterdi. Biz okula giderken o zaman tabii para pul işleri şimdiki gibi değil. Öğrenci harçlığı bile öğle yemeğine çok rahat yetiyordu. Biz öğlen yemeğine ya Adem Baba’ya giderdik ya Yusuf Usta’ya giderdik ya da İnegöl Lokantası’na giderdik. İsmet’in hep bir rutini vardı. Pazartesi Ferruh Ağabey’e gidiyorsa, salı günü Köfteci Behçet’e giderdi. “Çarşamba ona gideyim, perşembe başkasına gideyim” diye bir huyu yoktu. Telefon konuşmaları da öyledir. Biz Sefa Sirmen’le birlikte pazartesi grubundayız. Her pazartesi saat 11.00’de bizi arardı.
AHMET KOBAK: SİGARAYI ÇOK SEVERDİ
İsmet sigarayı çok severdi. Masasındaki küllük devamlı dolu olurdu. Ahmet Küçükörs’le yatılı okulda okurken, İsmet’in yatağını falan hep Küçükörs toplarmış. Öyle işlere çok önem vermezdi.
SEDAT SAPMAZ: BİZİM İŞİMİZ GARANTİ
İsmet, Nazif Ağabey’i seyrederken keyif alırdı. Nazif Ağabey eriği yerken çakıyla beraber eriği soyardı. Nazif Ağabey’in özel yemek keyifleri vardır, İsmet de onu izlemeyi severdi. İnancımıza göre herkes sevdiğiyle birlikte olacak. Bizim işimiz garanti o zaman.
METİN KARAN: YILBAŞINA DUA EDEREK GİRERDİ
İsmet her yılbaşında mutlaka dua ederdi. Dua edip öyle yılbaşına girerdi. 1970’li yıllarda uzun saç modası vardı. İsmet’in de saçı uzundu. Bir gün cuma namazına gidiyor. İmam da İsmet’in saçlarına laf etmiş. İsmet de sinirlenip “Bir daha gelmem” demiş. O olay aklında hep yer etmiş.
“BU KENTE ÇOK FAYDALI İŞLER YAPTI”
İsmet bu kente çok faydalı işler yaptı. Mesela tramvayın Yürüyüş Yolu’ndan geçmemesi onun sayesindedir. Şimdi düşünüyorsun, tramvay oradan gitseydi trafik ne durumda olurdu? Şimdi zaten tramvayın boyutunu uzatıyorlar, yine trafik sıkıntısı yaşanacak. İsmet’in tek oturtamadığı konu deniz ulaşımı oldu. O işi çok istiyordu. Şans oyunlarına çok meraklıydı. Rahmetli Nahit Çiğit de çok meraklıydı. İddaa işi yapıldığında gazete tirajı patlamıştı.
DEVAM EDECEĞİZ
İsmet Çiğit’i arkadaşlarının dostlarının anlatması konusunda çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Bu çalışmalar çerçevesinde İsmet Çiğit ile şöyle bir anım var, bunu şöyle yaptık, bu şekilde paylaştık diyenlere kapımız açık olacak.
Hatice Hünerel














