Eski İzmit kabadayısı Deli Kenan’ın çizgi romanı (16)

Ama seni görmüyor. ’’Zeynep evlenmemişti ama hasret onu bitap düşürmüştü. Kenan onu bulduğunda, Zeynep ahşap evin alt kat penceresinde saat kulesine doğru bakıyordu. Kenan’ı görünce gözlerindeki o eski ışık son bir kez parladı.        ’’Geldin...’’dedi Zeynep fısıldayarak. ’’Sözünü tuttun ya artık gidebilirim’’ Ve Zeynep Kenan’nın kollarında son nefesini verdi. Kenan o gün ne bağırdı ne ağladı. Sadece Zeynep’in elindeki o solmuş eşarbını aldı ve cebine koydu. Kerim’i ise bu mahalleden öyle bir sürdü ki,bir daha adını duyan olmadı. O günden sonra Kenan, o bıçkın delikanlılıktan sıyrılıp, mahallenin koruyucusu, namı deli ama ağırbaşlı abisi oldu. Hiç evlenmedi.   Çünkü onun kalbi,o saat kulesinin altında onu bekleyen sevdiğiyle beraber gömülmüştü. Deli Kenan anlatmayı bitirdiğinde kahvede çıt çıkmıyordu. Mert’in gözleri dolmuştu; Deli Kenan cebinden eski, sararmış bir eşarp çıkardı, kokladı ve geri koydu. ’’İşte böyledir evlat’’ dedi Kenan ‘’Kabadayı olmak vurmak kırmak değildir. Gerçek kabadayılık, sevdiğin için gitmeyi, sevdiğin için beklemeyi ve sevdiğin ölse bile ona sadık kalmayı bilmektir. Benim bu hayattaki dik duruşum omuzlarımda taşıdığım bu sevdanın onurudur. ’’Deli Kenan çayında son bir yudum aldı ve saat kulesine doğru baktı. Rüzgar sanki Zeynep’in kokusunu getirmiş gibi sessizce yüzünü okşayıp geçti.