Eray Bodur’dan Batı Trakya’daki atamalara tepki!

Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği üyesi ve İzmit Belediyesi Dernekler Masası Başkanı Eray Bodur, Yunanistan Hükümeti’nin Gümülcine ve İskeçe’de gerçekleştirdiği müftü atamalarına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Atamaların Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığının iradesini yok saydığını savunan Bodur, azınlığın kendi dinî liderlerini belirleme hakkına saygı gösterilmesi gerektiğini ifade etti. Bodur, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “BATI TRAKYA TÜRK AZINLIĞININ İRADESİ YOK SAYILAMAZ! Yunanistan Hükümeti’nin Gümülcine ve İskeçe’de gerçekleştirdiği müftü atamaları, Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığının iradesini yok sayan ve kendi dinî liderlerini belirleme hakkını hiçe sayan yaklaşımın yeni bir tezahürüdür. Bu uygulama, azınlığın temel hak ve özgürlüklerine yönelik müdahalelerin devam ettiğini bir kez daha ortaya koymuştur. Lozan Antlaşması ile güvence altına alınan haklarımızın özüne aykırı bu yaklaşım, Batı Trakya Türk Azınlığının kendi müftüsünü seçme iradesine açık bir müdahaledir. Azınlığın iradesini devre dışı bırakan hiçbir idari tasarruf, toplumsal meşruiyetin yerini tutamaz. Bir toplumun kendi dinî liderini belirleme hakkını o toplumun elinden almak, yalnızca bir atama meselesi değil; eşit yurttaşlık, din özgürlüğü ve azınlık hakları bakımından ciddi bir sorundur. Henüz bir ay önce azınlık okullarının kapatılması, kurum ve kuruluşlarımızın isimlerinde yer alan “Türk” ve “Batı Trakya” ifadelerine yönelik tahammülsüzlük ve bu kurumların faaliyetlerini sınırlandırma girişimleriyle birlikte değerlendirildiğinde, ortaya çıkan tablo son derece açıktır: Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığının kimliğini, kurumlarını ve kendi geleceği üzerinde söz sahibi olma iradesini hedef alan uygulamalar, birbirinden bağımsız münferit olaylar olarak görülemez. Bu tablo, azınlık haklarının korunması ve geliştirilmesi konusunda ciddi bir siyasi irade ve yaklaşım sorununa işaret etmektedir. Bugün Batı Trakya Türk Azınlığının ihtiyacı, dağınık tepkiler değil; ortak irade, kararlı duruş ve sonuç alıcı bir mücadeledir. Başta azınlık kurum ve kuruluşlarımızın temsilcileri, azınlık siyasetçilerimiz ve Batı Trakya kökenli olup dünyanın farklı coğrafyalarında yaşayan soydaşlarımız olmak üzere, herkes sorumluluğunun gereğini yerine getirmelidir. Farklı siyasi görüşlerimiz, kişisel hesaplarımız ve kurumsal ayrılıklarımız, ortak haklarımızın önüne geçmemelidir. Bu mesele, herhangi bir kişi ya da grubun değil, bütün bir azınlığın meselesidir. Haklarımızın iadesi ve korunması için tek ses, tek yürek ve ortak hedef etrafında birleşmek bir tercih değil, tarihî bir sorumluluktur. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Türk siyaseti de Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığının haklarının korunması konusunda kararlı, tutarlı ve sonuç odaklı bir politika izlemelidir. Yunanistan’ın uluslararası yükümlülükleri ve azınlığın hakları, ikili ilişkilerde açık biçimde gündemde tutulmalı; diplomatik girişimler ve uluslararası hukuk mekanizmaları etkin şekilde kullanılmalıdır. Hak ihlallerine karşı atılacak adımlar, hukuki meşruiyet temelinde ve somut sonuç üretme hedefiyle değerlendirilmelidir. Türkiye’nin bu konudaki sorumluluğu, yalnızca açıklama yapmakla sınırlı kalmamalı; Batı Trakya Türk Azınlığının haklı mücadelesine güçlü ve sürdürülebilir bir destek sunulmalıdır. Öte yandan, restorasyonu tamamlanan Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması tartışmalarının kamuoyunda gündemde olduğu bir dönemde, Yunanistan’ın Batı Trakya’daki müftü atamaları konusundaki tutumu ayrıca dikkat çekicidir. Din ve vicdan özgürlüğü, eğitim hakları ve dinî kurumların işleyişi söz konusu olduğunda evrensel ilkeler herkes için geçerli olmalıdır. Bir tarafta dinî kurumların açılması ve faaliyetlerinin sürdürülmesi tartışılırken diğer tarafta Batı Trakya Türk Azınlığının kendi müftüsünü belirleme iradesinin yok sayılması, haklar ve özgürlükler konusunda çifte standart tartışmalarını kaçınılmaz hâle getirmektedir. Bütün bunlar yaşanırken herhangi kurum ve kuruluştan henüz güçlü ve ortak bir tepkinin yükselmemesi de düşündürücüdür. Elbette açıklama yapmak tek başına yeterli değildir; ancak böylesine önemli bir hak ihlali karşısında sessiz kalmak da kabul edilebilir değildir. Batı Trakya Türk Azınlığının hakları, birkaç satırlık kınama metniyle, içi boş temennilerle veya sonuç üretmeyen yuvarlak siyasi söylemlerle savunulamaz. Hak savunuculuğu, sözün ötesine geçen bir irade, ortak hareket etme kararlılığı ve somut mücadele gerektirir. Artık herkes önüne şapkasını koymalı; üstlendiği görevin, taşıdığı temsil sorumluluğunun ve tarih karşısındaki yükümlülüğünün gereğini yerine getirmelidir. Kurumlarımız, siyasetçilerimiz ve soydaşlarımız, kişisel ve kurumsal önceliklerini bir kenara bırakarak ortak haklarımız etrafında kenetlenmelidir. Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı, kimliğinden, tarihinden ve meşru haklarından vazgeçmeyecektir. Müftüsünü seçme iradesi de eğitim hakkı da örgütlenme özgürlüğü de kimliğini yaşatma mücadelesi de vazgeçilmezdir. Bu mücadele, yalnızca bugünün değil, gelecek nesillerin de meselesidir.”