21 Temmuz 2026 10:55
Çikolata krizleri, migren atağının habercisi olabilir!
Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Demet Aygün, migren atağının yalnızca baş ağrısıyla başlamadığını belirterek aşırı esneme, halsizlik, sık idrara çıkma ve belirli yiyeceklere karşı yoğun istek gibi belirtilerin de atağın habercisi olabileceğini söyledi.
Aygün, çikolata isteğinin her zaman migreni tetikleyen bir neden olmadığını, bazı kişilerde yaklaşan atağın erken belirtisi olarak ortaya çıkabileceğini vurguladı.
Migrenin yalnızca şiddetli baş ağrısından ibaret olmadığını ifade eden Aygün, "Migren sinir sistemini etkileyen nörolojik bir hastalıktır. Zonklayıcı baş ağrısına bulantı, ışık ve sese hassasiyet, görme bozuklukları, belirgin yorgunluk ve dikkat dağınıklığı eşlik edebilir. Bu belirtiler kişinin günlük yaşamını saatlerce, hatta günlerce etkileyebilir." dedi.
Migrenin geçmişte damarların genişleyip daralmasıyla açıklanmaya çalışıldığını hatırlatan Aygün, günümüzde hastalığın çok daha karmaşık bir sinir sistemi mekanizması olarak değerlendirildiğini belirtti. Trigeminal sinir sistemi ile ağrı iletiminde görev alan CGRP adlı nöropeptidin migren oluşumunda önemli rol oynadığını ifade etti.
ATAĞIN İLK SİNYALLERİ BAŞ AĞRISINDAN ÖNCE GÖRÜLEBİLİR
Doç. Dr. Aygün, migren atağının her zaman baş ağrısıyla başlamadığını belirterek, "Bazı kişilerde ağrıdan saatler hatta bir gün önce aşırı esneme, sık idrara çıkma, halsizlik, uyku hali, huzursuzluk, dikkat güçlüğü ya da belirli yiyeceklere karşı yoğun istek görülebilir. Bu dönem migrenin ağrı öncesi evresi olan prodrom dönemi olabilir." ifadelerini kullandı.
Çikolata isteğinin çoğu zaman migreni başlatan etken olarak düşünüldüğünü ancak bunun her zaman doğru olmadığını belirten Aygün, "Kişi çikolata yediği için migren yaşamıyor olabilir. Tam tersine, başlamış olan migren süreci çikolata isteğine neden olabilir. Bu nedenle tek bir besini suçlamak yerine kişinin kendi atak düzenini takip etmesi önemlidir." dedi.
Migren hastalarının yaklaşık dörtte birinde aura olarak adlandırılan geçici nörolojik belirtilerin görülebildiğini de aktaran Aygün, bu dönemde ışık çakmaları, görme alanında dalgalanmalar, yüzde veya kollarda uyuşma ve konuşma güçlüğü yaşanabileceğini söyledi.
UYKU, STRES VE SUSUZLUK ATAKLARI TETİKLEYEBİLİYOR
Migren gelişiminde genetik yatkınlığın yanı sıra hormonal değişiklikler, stres ve yaşam alışkanlıklarının da etkili olduğunu belirten Aygün, uykusuzluk kadar gereğinden fazla uyumanın, yetersiz su tüketiminin, öğün atlamanın, yoğun stresin ve kafeinin aniden bırakılmasının bazı kişilerde migren ataklarını kolaylaştırabileceğini ifade etti.
Özellikle sıcak havalarda sıvı kaybının önemli bir risk oluşturduğunu vurgulayan Aygün, gün boyunca düzenli su tüketilmesini, uyku ve öğün saatlerinin mümkün olduğunca korunmasını ve kişiye özgü tetikleyicilerin baş ağrısı günlüğüyle takip edilmesini önerdi.
AĞRI KESİCİLERİN KONTROLSÜZ KULLANIMINA DİKKAT
Migren tedavisinin atak sıklığına, ağrının şiddetine ve hastanın genel sağlık durumuna göre kişiye özel planlandığını belirten Aygün, atak sırasında kullanılan ilaçların yanı sıra koruyucu tedavi seçeneklerinin de bulunduğunu söyledi.
CGRP'yi veya reseptörlerini hedef alan yeni nesil tedavilerin uygun hastalarda etkili sonuçlar verdiğini ifade eden Aygün, kontrolsüz ve sık ağrı kesici kullanımının zamanla baş ağrılarının daha sık ve daha dirençli hale gelmesine yol açabileceği uyarısında bulundu.
Baş ağrılarının sıklaşması, günlük yaşamı olumsuz etkilemesi, alışılmışın dışında özellik göstermesi ya da yeni nörolojik belirtilerle birlikte görülmesi durumunda vakit kaybetmeden bir nöroloji uzmanına başvurulması gerektiğini sözlerine ekledi.