Yazı Detayı
11 Şubat 2019 - Pazartesi 11:44
 
Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı: HER ŞEYİN BAŞI GÜVENLİK
Prof. Dr. Gazi UÇKUN
haber@mavikocaeli.com.tr
 
 

                                                         HER ŞEYİN BAŞI GÜVENLİK

 

Çocukluğumuzdan beri  büyüklerimizden hep “ her şeyin başı sağlık “ sözünü duyarız  ve bizde aynı sözü başkalarına söylemeye devam ederiz.  Doğru, sağlık olmadan, sağlıklı insan olmadan hayatta yapacağınız her iş biraz anlamsız ve boş gelir. Ancak dünya öyle bir değişti ki önceden  bildiğimiz, inandığımız , kanıksadığımız olgular ya yok oldu, ya önemsizleşti, ya da önem sırası değişti. Okuyanlar bilir, yönetim ve organizasyon teorilerinden biri Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisidir. Bu hiyerarşi, insanların ihtiyaçlarını önem  derecesine  göre  beş basamakta sıralar. Birinci sırada fiziksel ihtiyaçlar, ikinci sırada ise güvenlik ihtiyacı ( kendini güvende hissetme- hem iş ortamında, hem de günlük hayatın içinde) gelir ve bir ihtiyaç giderilmeden diğerine yani üst sıradakine  geçilmeyeceğini  öngörür. Yani önce karnın doyacak sonra güvenli  bir yer, ortam, iş isteyeceksin.  Ben, günümüz dünyasının kaos  ortamında ( savaşlar, göçler, iç çatışmalar, katliamlar ) ihtiyaçlar hiyerarşisinin sırasının değiştiğini düşünüyorum.  Örneğin Suriye’de çatışma yaşanan yerlerde ki bir sivil önce karnını doyurmayı mı düşünür yoksa bir an önce canını kurtarmak için çatışmasız bir yere kaçmayı mı?  Türkiye’ye sığınan milyonlarca Suriyeli karınlarını doyurmak için mi geldiler yoksa Türkiye güvenli bir yer olduğu için mi? Afganistan, Pakistan , Afrika ve Orta Doğu’dan kaçanlar niye bu topraklara geliyor?  Çünkü önce kendisini, ailesini güvende hissetmek istiyor ve güvenli  ülkeye gelince iş-aş aramaya başlıyor. Yani kısacası Maslow abinin beş basamaklı hiyerarşisinde sıra biraz karışmış durumda.  Güvenlik yoksa eğitim yok, sanayi yok, turizm yok, tarım yok, ulaşım yok, hastane yok  velhasıl  hayat yok!  Genel güvenlikten gelelim özel güvenliğe. Daha doğrusu beni ( hem akademisyen olarak, hem de özel güvenlik konusunda yazıp çizen biri olarak) yakından ilgilendiren  “Kampüs Güvenliği” ne gelelim.

 

Öncelikle şunu belirtmek gerek. Biz toplum olarak günlük yaşıyor, günlük tepki veriyor, günlük yoğunlaşıyor ve günlük konuşup-tartışıyoruz. Ertesi gün unutup, yeni  bir konu ( ki mutlaka buluyoruz veya o konu bizi buluyor)  üzerinde ahkam kesmeye başlıyoruz. Örneğin deprem oluyor hemen deprem uzmanları boy gösteriyor, sonra kayboluyorlar ve unutuyoruz. Fırtına çıkıyor, hortum oluyor iklim bilimciler sahneye çıkıyor ve kayboluyor.  Bina çöküyor, zemin bilimciler, inşaatçılar, denetçiler vs. Yani her yaşanan olayda süreç böyle işliyor. Tamam konuşulsun, tartışılsın fakat lafta kalmasın, ders çıkartılsın ve önlem alınsın. Konuşmak kolay ve bedava , önlem almak ise…….

 

Geçenlerde Çankaya Üniversitesinde  Arş.Gör. Ceren Damar kızımız bir öğrencisi tarafından önce bıçaklanarak ve sonra silahla vurularak öldürüldü. Bu üniversite kampüslerinde ilk defa yaşanan bir olay değil tabi ki. Daha önce de yaşanmış ve ölümle, yaralanmayla sonuçlanmış  bir çok olay vardır, Ege Üniversitesinde yaşanan Fırat Yılmaz Çakıroğlu olayı gibi. 18 yıllık akademik hayatımızda bizzat yaşadığımız örneklerde mevcuttur. Çankaya Üniversitesinde yaşanan bu olaydan sonra ( benim çok sinir olduğum , üzüldüğüm ve de şaşırdığım ) hemen şu söylenmeye başladı. Kampüse bıçak ve silah nasıl girdi? Kardeşim bırakın bıçağı, silahı girmeyecek hiçbir şey yok ki !  Nasıl girdi ? Gökten zembille gelmedi  tabi ki kapıdan girdi, girer de. Bunun üzerine hemen bir toplantı ( Polis-Jandarma temsilcileri ve bu konuda uzman akademisyenler!! çağrılmış)  yapıldı. Ne yapılacak, nasıl yapılacak vs. Öncelikle üniversite kampüslerinde ( devlet ve vakıf üniversiteleri dahil)  ne polis ne de jandarma var. Polis ve jandarma ancak kampüs içinde kalabalık-toplumsal olaylar olduğunda  üniversite yönetiminin talebi üzerine gelir ve müdahale eder.  Normal zamanlarda kampüslerin güvenliği  özel güvenlik teşkilatına aittir. Daha önce özel güvenlik firmaları ihale usulüyle bu işi üstleniyorlardı. Taşeron çalışanların kadroya geçirilmesiyle devlet üniversitelerindeki bütün özel  güvenlik  görevlileri  kadrolu eleman oldular. Dolayısıyla hemen bir olay olunca celallenip iki gün sonra unutmaktansa  sorunun  özü nedir? Nereden kaynaklanmaktadır? Çözüm ne olmalıdır? Gibi kalıcı sorular sorup önlem alınmalıdır. İğneyi kendimize , çuvaldızı başkasına değil, çuvaldızı kendimize batıralım ki bu sorunun önemini, büyüklüğünü anlayabilelim.

 

Öncelikle şunları ortaya koyalım. Özel güvenlik  görevlilerinin yetişmesinde ( İki  haftalık kurslar da var , iki yıllık Meslek Yüksek Okulları  programları da var)  sorun var. Üstelik  iki yıllık MYO. programlarının ders müfredatları bile birbirini tutmaz. Öğretim kadrosunu söylemeye hiç gerek yok daha doğrusu söylenecek çok!! Üniversitelerin sayfalarına girer bakarsınız. Kursları hiç söyle( ye) meyeceğim.  Güvenlik disiplin işidir. Disiplini kazanmak ise sabır ve emek işidir. Özetlersek,  üniversitelerin güvenliğini sağlayan özel güvenlik yapılanmasında nitelik ve nicelik sorunu vardır. Makine-teçhizat ( fiziki ve elektronik güvenlik sistemleri )  yoklukları veya eksiklikleri vardır. Özel güvenlik görevlilerine bakışta ( öğretim elemanları-idari personel-öğrenci-ziyaretçiler açısından )  sorun vardır, saygınlığı yoktur. Denetim eksikliği vardır, denetimler genelde kağıt  üzerinden, yasak savmak maksatlı yapılmaktadır. Çalışma koşullarında sorun vardır. Üçüncü sınıf un, şeker, yağdan birinci sınıf helva yapılmaz. Durum böyle olunca da bu gün Çankaya üniversitesinde, dün Ege üniversitesinde, yarın kim bilir hangi üniversitede ya birileri ölür, öldürür ya da yaralanır. Biz yine ah vah eder, her türlü önlem alınacaktır’ı dinler, toplantılar yapar ve görevimizi yaptığımızın verdiği büyük huzurla kabuğumuzda yaşamaya devam ederiz. Her şeyin başı güvenlik ama dostlar alışverişte görsün misali değil!!

 

Beşikten mezara kadar herkese güvenli bir yaşam dileğiyle hoşçakalın.

 

 

                                                                                                           Prof.Dr.C.Gazi Uçkun

 

 

 
Etiketler: Gazi, Uçkun'un, Köşe, Yazısı:, HER, ŞEYİN, BAŞI, GÜVENLİK,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
22 Ocak 2019
Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı: KUZEY IRAK DİYE DİYE...
25 Aralık 2018
Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı: SAPKIN DAVRANIŞLAR
04 Aralık 2018
Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı: KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ - KOCAELİ BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ UYUMU
02 Aralık 2018
Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı: HAYAT ZORDU AMA GÜZELDİ-HAKKINIZI HELAL EDİN
20 Kasım 2018
Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı: YORUMSUZ…….
08 Kasım 2018
Prof. Dr. Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı: Tarih-Kültür-Müzik ve Bir Şehrin Tanıtımı
30 Ekim 2018
Prof. Dr. Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı: Ara Güler ve Cumhuriyet
17 Ekim 2018
Prof. Dr. Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı: ORDAN BURDAN
03 Ekim 2018
Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı: 11 İYİ ADAM -IKD
21 Eylül 2018
Prof. Dr. Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı: TÜRKKÜM-2018
12 Eylül 2018
Prof. Dr. Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı: BİRAZDA GURURLANALIM
03 Eylül 2018
Gazi Uçkun!un Köşe Yazısı: Ayakta Kalmanın İlk Şartı Borca Karşı Durmak
20 Ağustos 2018
Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı: İnsan yaşamındaki önemli eşikler
18 Ağustos 2018
Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı: Borç Yiyen Kesesinden Yer
03 Ağustos 2018
Prof. Dr. Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı: ATATÜRK VE BAĞIMSIZLIK
29 Temmuz 2018
Prof. Dr Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı: ATATÜRK’ÜN ÇAĞDAŞLIK SAVAŞI
14 Temmuz 2018
Prof. Dr. Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı: Türk Milleti Bu Mu?
03 Temmuz 2018
Prof. Dr. Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı: THESSELANİKİ,BİTOLA,OHRİD,SKOPJE VE DİSCALCULİ
14 Haziran 2018
Prof. Dr. C. Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı: Enseyi Karartmayın Başarılı Bir Gençlik Geliyor
02 Haziran 2018
Prof. Dr. C. Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı: Adil Olmayan Bir Yarış
22 Mayıs 2018
Prof. Dr. Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı: Değneksiz Köyün Kuduz Köpekleri
12 Mayıs 2018
Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı: Geleceğimiz Üniversiteler (mi) !
04 Mayıs 2018
Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı
20 Nisan 2018
Beşikten Mezara kadar borçluyuz!
19 Nisan 2018
BEŞİKTEN MEZARA KADAR BORÇLUYUZ!
17 Nisan 2018
ÇOCUKLAR ÖLMESİN ŞEKERDE YİYEBİLSİNLER
10 Nisan 2018
BENDEN SONRASI TUFAN
04 Nisan 2018
Vicdanını Yitirmiş Bir Dünyadan Başka Nedir ki Cehennem?
29 Mart 2018
ÇANAKKELE’NİN ARDINDAN
29 Mart 2018
İŞ GÜVENLİĞİ (Mİ)!
19 Mart 2018
KISA YOLDAN KÖŞEYİ DÖNMEK
13 Mart 2018
Cumhuriyet Tarihimizin Gizli Kahramanları (Tarhana Osman)
06 Mart 2018
Eski Defterleri Karıştırmayın!
01 Mart 2018
Afrin Harekatı ve Strateji
21 Şubat 2018
Vatan da lazım ekmek de
14 Şubat 2018
BÖLGESEL GÜÇ TÜRKİYE
09 Şubat 2018
Mucize mi yoksa Azim ve Başarı mı ?
04 Şubat 2018
EMMANUEL MACRON’A CEVABIMDIR
31 Ocak 2018
AYAĞINI YORGANINA GÖRE UZAT(MA)
27 Ocak 2018
BİR ŞEY OLMAZ!
23 Ocak 2018
VEFA
13 Ocak 2018
Güvenlik ve Turizm
09 Ocak 2018
İKİ ÇINAR GÖĞE ERDİ
04 Ocak 2018
TÜRK OCAĞI ANA KUCAĞI
02 Ocak 2018
SÖMÜRGECİLİK VE TÜRKLER-2
30 Aralık 2017
SÖMÜRGECİLİK VE TÜRKLER - 1
27 Aralık 2017
ŞANTAJ, RÜŞVET, TEHDİT VE SONUÇ HEZİMET
25 Aralık 2017
NE AB, NE ABD, NE NATO TAM BAĞIMSIZ AVRASYA TÜRK BİRLİĞİ
19 Aralık 2017
MUTLULUK MU DEDİN? BİZ MUTLULUĞU ÇOKTAN UNUTTUK
17 Aralık 2017
MESLEK YÜKSEK OKULU MESELESİ, MEMLEKET MESELESİ
12 Aralık 2017
AHLAK DİN VE KUDÜS
08 Aralık 2017
Dunning - Kruger Etkisi ya da Cahil Cesareti
01 Aralık 2017
LEYLA’DAN SONRA
Haber Yazılımı